bayram tatilinin bir kısmını doktora çalışmalarına ayırdım. tabi tatil yapmadan da olmaz. arkadaşlarla bir haftasonu etkinliği ayarladık. hızlı, neşeli ve muhabbet dolu bir haftasonu geçti. cumartesi öğlene kadar kahvaltı ve alışveriş faslını tamamladık. sonrasında yalın'ın taktir toplayan planını uygulamaya koyulduk. beynam ormanlarına doğru yol almaya başladık. önce kızılcahamam milli parkında çadır kurmayı düşünüyorduk. orada ayı olduğunu ve çadır için valilikten izin almamız gerektiğini öğrenince beynamda karar kıldık. beynam'a bir saatte vardık. mekanı dolandık. ankara'dan bir saat uzaklıkta böyle bir ormanın olmasının keyfini yaşadık. tabi sulak diyarların ormanı gibi renkli renkli, çeşitli ve neşeli değil. buna rağmen ormanda olmak ayrı bir duygu.

beynam ormanı
sonrasında hazır aldığımız mangalımızı yaktık ve etlere yumulduk. kav marka hazır mangal aldık. kömürlerin kızarmasını bekliyorduk ama sonradan anladık ki bu kömürler kızarmadan veriyor ısıyı. antrikot'u mangalın kral eti seçtik. domatesi de şöyle yapınca muhteşem oluyor: üstten bir kapakçık kesiyorsun, içine tuz ekiyorsun, sonra mangalın üzerine koyuyorsun. istediğin sıcaklıkta alıp, etin yanında parmaklarınla beraber yiyorsun.

ateşle eğlenirken
hava kararmadan çadırı kurduktan sonra yaktık ateşimizi. zaten gece ateşle oynayarak, yıldızları izleyerek ve muhabbetle geçti. kamp kurmanın belki de en güzel yanı bu geceler. sabahların da hakkını yemeyeyim. ormanda uyanmak ta çok güzel. hemen yürüyüp dolaşma isteği uyanıyor içinde. bir tek, gece çadırda uyuması mesele. boynum donarken, tulum içinde ki kısım terliyordu, yer rahatsızdı, çadır kalabalıktı... uyuyamadım bir türlü. çadırda kalmanın konforunu arttıracak herşey para vermeye değer.

sabah her türlü şoparlığımızla dolanırken
beynamı geride bırakıp haymana'ya doğru ilerledik. haymana'da uygun bir kaplıca bulup daldık. üç kişilik özel bir jakuzili oda kıraladık. ilk girdiğimizde ne muhteşem şeymiş bu diye sevinçle oynarken, onbeş dakikanın sonunda hepimiz bayılır haldeydik. girerken istersek bir saat daha kiralarız diye planlar yapıyorduk. ilk saati bile bitirmeye halimiz kalmadı. nesi faydalı bu kaplıcanın anlayamadık. haymanada şimdiye kadar yediğim en kötü kuşbaşılı pideleri mideye indirdikten sonra ankara yoluna çıktık.

yalın muhtesem uçurtmasıyla

köpeklerden tırsmışken
tarlaların arasından geçerken durduk ve yalın'ın teknoloji harikası, delta kanatımsı, çift ip kontrollü uçurtmasıyla oynamaya başladık. on tane kadar çoban köpeği hızımızı kesse de, yağmur durduramadı bizi. ip kopunca mecburen bıraktık oynamayı. sırılsıklam ve çamurlu bir halde bindik arabaya. çobanla muhabbetimiz de komikti. on tane çoban köpeği üzerimize doğru gelmeye başladılar. tabi biz dona kalıp köpekleri izliyoruz. köpeklerde adam adama markaj yaparak çevremizi sardılar. çoban bağırıyor ilerden "birşey yapmazlar korkmayın". biz ise "abi lütfen kurtar bizi, abi yapma al şunları..."

levent'ten sanatsal denemeler
doğaya, arkadaşlara, maddi imkanlara... hepsine teşekkürler ki böyle güzel bir haftasonu geçti.
not: oylum'dan picasa'nın fotoğrafları yukardaki gibi birleştirdiğini öğrendim. görüldüğü gibi bu özelliğin şeyini çıkardım.