30 Nisan 2007

küçük gün ışığım (little miss sunshine)

uzun süredir böyle güzel film izlememiştim. bir sahnesinde kendimi kahkaha atarken durduramıyordum ama kendi sesimi de duyamıyordum. temelde bütün konulara mizah penceresinden bakabilmiş, günümüzün kutsallaşan değeri olan "başarılı olmak" kavramına cepheden savaş açabilmiş bir film.


birbiriyle hiç anlaşamayacak, farklılıklarına en ufak saygı duyamayan bir aile ile başlıyor film. yalnız farklılıklar öyle böyle değil. tarzları, değerleri, zaafları, amaçları ama herşeyi farklı olan 6 kişinin hikayesi. bir anda kendilerini ortak bir amaç doğrultusunda mücadele içinde bulan bu altı kişi, o mücadelenin getirdiği güçle farklılıklarını koruyarak, farklılıklara değer vererek birbirlerinin yanında olmayı öğreniyorlar.
kesin gidin, kaçırmayın

20 Nisan 2007

johari penceresi





kendimizin bildiğikendimizin bilmediği
başkalarının bildiğiaçık alankör alan
başkalarının bilmediğigizli alanbilinmeyen alan

johari penceresi "kendine saygı" kitabından öğrendiğim kullanışlı bir şema. bu şema kendimiz hakkındaki bilgimizi kategorize edip, üzerinde düşünmek için kullanılıyor. basit ama etkili bir şema olmuş. bireyin şeffaflaşması açık alan kısmının diğer alanlardan daha büyük olması demek. diğer alanları açık alana dönüştürmek için aşağıdaki basit yöntemler tavsiye ediliyor:

"kör alan"ı "açık alan"a dönüştürmek: çevremizi iyi dinlemek.
"gizli alan"ı "açık alan"a dönüştürmek: düşüncelerimizi ifade edip savunabilmek.
"bilinmeyen alan"ı "açık alan"a dönüştürmek: yeni aktiviteler ve deneyimler yaşamak.

18 Nisan 2007

ya barış ya barbarlık

Malatya'da Hıristiyanlıkla ilgili kitaplar basan kitabevine saldırı düzenlendi. İlk gelen bilgilere göre olayda 3 kişi öldü, 2 kişi yaralandı. Malatya Valisi Halil İbrahim Daşöz, cesetlerin elleri ayaklarının sandalyeye bağlı, boğazlarının ise kesik olarak bulunduğunu açıkladı.


nasıl bir ülkede yaşıyoruz?
neden bu kadar kin ve nefret doluyuz?
bu örgütlenmelere neden izin veriyoruz?
polis neden görevini yapmıyor?
bu insanlar kimden cesaret alıyor?
hala bu ülkede huzuru, din kardeşliği getirecek diyebilen var mı?
faşistliğin ya da ümmetçiliğin bizi götürdüğü kaos ve kan ortamına nasıl dur diyeceğiz?
kimler dur diyecek?
sosyal devlet değilde piyasa ekonomisi mi bunları düzeltecek?
güçlü olan mı kazanacak?
ne zaman ayrımcılığın her haline karşı güçlü bir ses oluşacak?
ne zaman basit düşüneceğiz?

hepimiz hırıstiyanız
hepimiz ermeniyiz
hepimiz aleviyiz
hepimiz türküz
hepimiz kürtüz
hepimiz arabız
hepimiz muslümanız
hepimiz zazayız
hepimiz lazız
hepimiz eşcinseliz
hepimiz fakir ve eğitimsiz halk kitleleriyiz
hepimiz kadınız
hepimiz işçiyiz
hepimiz işsiziz

Kendine saygı

daha önce bu yazarların "zor kişiliklerle yaşamak" kitabını önermiştim. "kendine saygı" da çok başarılı. klasik anlamda bir kişisel gelişim kitabı (kendine güven ve başarılı ol) sanmayın. okurken bu kavramın aslında günlük hayatımıza nasılda yayıldığını algılıyorsunuz. iş yerinde, sevgilinizle ve dostlarınızla ilişkinizde, ailenizde ve hatta yalnızken kendine saygı kavramının bizi nasıl etkilediğini algılayınca çok şaşırdım. üstelik hemen hemen her önermenin dayandığı bir araştırma sonucu olması okuduklarıma verdiğim önemi arttırdı.

şu ifadeler ilginizi çekiyor mu:
- kendimi arıyorum da arıyorum
- eleştirilere kapalı mıyım, çok mu açığım?
- kendimi ifade edebiliyor muyum, çekiniyor muyum?
- diğer insanların ihtiyaçlarına açık mıyım, kapalı mıyım?
- çocukları sevme biçimimiz ve sonuçları: şımartılmış, eğitilmiş, gelişmiş ve terkedilmiş çocuk
- çocukluğumun, hayatım ve tercihlerim üzerinde ki etkisi nasıl?
- kendimi hangi ortamlarda, niye rahat hissediyorum?
- çocuğumun kendine saygısı benim hareketlerime nasıl bağlı?
- insanlar nasıl olupta tarikatlara katılabiliyor?
- neden çok risk alıyorum ya da riskten uzak duruyorum?
- iç huzur/barış nedir, nasıl sağlanır?
- kişisel özelliklerim sorulunca kolay kolay cevaplayamıyorum?
- irkçılık ve kendine saygı arında nasıl bir ilişki vardır?
- tercihlerde çabuk olamıyorum?
- yetersiz kendine saygının avantajları nelerdir?
- ailede kaçıncı çocuk olduğumuzun kişiliğimizdeki yansıması nedir?
- kendini beğendirmek bir ihtiyaç mı yoksa hastalık mı?
- uzun süreli bir ilişki için seçilen kişi ile flört için seçilen arasında nasıl bir fark olabilir?
- kıskançlık nedir?
- kendine saygiyi arttıran ya da azaltan iş ortamları, ilişkiler, aile
- kendine saygı nasıl sürdürülür ve onarılır?
- nedir bu güzellik takıntısı?
- depresyon nedir?

şu soruya benim yanıtım bu kitaptır: bir kitap söyleyin her bağlamda biraz ucu oraya dokunsun.

16 Nisan 2007

14 nisan cumhuriyet mitingi

bu miting birçok açıdan umut vericiydi. neydi bu umut verici şeyler:
- cumhuriyete ve laikliğe halkın sahip çıktığını gösterdi
- kalabalık protestoların önü açıldı (umarım, artık eylem yapanlara bölücü, marjinal gözüyle bakılmaz)
- aydınlanma ve modernleşme için bir halk desteğini ortaya koydu

bu mitingin medyanın taraftarlığını göstermesi süperdi:
- zaman gazatesinde küçük bir haber
- televizyonlarda standart bir haber (trt'de bile)
- kanalturkte milyonlar ifadesi
yok kardeşim yok memlekette medya etiği yok

bu mitingin bence sakıncaları (ben bu sakıncalardan dolayı katılmadım):
- laikliğin ulusalcıların tekelinde olduğu gibi bir izlenim çok tehlikeli. bu ülkede pekde ulusalcı olamayacak en az %15 kürt var. onlara laikliği kapatırsanız şeriatçılara önemli bir kitle hediye etmiş olursunuz. tabi ulusalcıların cevabı bizim ulusalcılığımız kürtleri kapsıyor olacaktır. istatistiklere bakmak lazım üyelerinin yüzde kaçı kürt kökenli. lafta olmaz kapsama.
- laikliğin savunucularının halktan kopmuş, ordu yanlısı, demokratik olmayan modernleşmeci bir grup olduğu izlenimi: halka inemeyen, onunla organik bağ kuramayan hiçbir anlayış seçimle iktidara gelemez artık. bunun anlaşılması gerekiyor.
- dindarlık ve laiklik gibi iki kampın oluşması: bu kadar zarar verici bir kamplaşma olamaz. türkiyenin temel çelişkisi bu mu? bu proplem işsizlik, paylaşımdaki adaletsizlik, eğitimdeki kalitesizlik, rüşvet ve demokrasinin uygulanamaması problemlerinin yanında hangi önceliktedir. bence temel dertlerimizin üzeri örtülüyor.
- laiklik elden gitmesin diye deniz baykal gibi birine oy verme ihtimalini arttırmakta büyük tehlike. bu adamlar izmir, istanbul ve ankara belediye başkanıydılar bir seçimde hepsini kaybettiler. daha ne kadar bu anlayışı desteklemek zorunda kalacağız. artık farklı açılımlara oy vermemiz gerekmiyor mu?

ben bu sebeplerden katılmamıştım ama görünen o ki mitingin katılımcıları her renkten türkiyenin aydınlık yüzünü oluşturmuşlar. ne güzel ki böyle bir birliktelik olmuş.

4 Nisan 2007

göcek soğuk su

şubat ayında bir haftasonu arkadaşlarla göcek'e gittik, yelken yapalım diye. yelkenden geriye hep o kadar güzel tatlar kalıyor ki, hatırlamak mütiş bir keyif oluyor. fotoğraflara tekrar tekrar bakıyorsun. aşağı bir kaç fotoğraf koydum. yelken seyriyle ilgili ayrıntılı yazıyı da bizim arkadaşlarla ortak blogumuza koydum. o yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.




2 Nisan 2007

şifa istemem


madem türküleri seviyorum. o halde dinlediğim zaman etkilendiğim türküleri de yazayım bu günlüğe. bugün radyoda karşıma çıktığında varlığını hatırladığım bir türkü ile başlayayım. bu barış insanını, nesimi çimeni, kaybettik sivas katliyamında.

Şifa İstemem


Şifa İstemem Balından
Bırak Beni Bu Halımdan
Razıyım Açan Gülünden
Yeter Dikenin Batmasın

Gece Gündüz Bu Hizmetin
Şefaatin Kerametin
Senin Olsun Hoş Sohbetin
Yeter Huzurum Gitmesin

Taşa Değmesin Ayağın
Lale Sümbül Açsın Bağın
İstemem Metheylediğin
Yeter Arkamdan Atmasın

Kolay Mı Gerçeğe Ermek
Dost Bağından Güller Dermek
Orda Kalsın Değer Vermek
Yeter Ucuza Satmasın

Sonu Yoktur Bu Virdimin
Dermanı Yoktur Derdimin
İstemem İlaç Yardımın
Yeter Yakamdan Tutmasın

Nesimi'yem Vay Başıma
Kanlar Karıştı Yaşıma
Yağın Gerekmez Aşıma
Yeter Zehirin Katmasın

Nesimi Çimen

john somers atölyesi

uluslararası yaratıcı drama seminerinde john somers hocanın etkileşimli tiyatro atölyesine katıldık. bir lider nasıl olmalı, grup nasıl motive edilir, amaca doğru koşarken yorgunluğu neler unutturur ve sayamayacağım birçok şeyin çokta güzel örneğini verdi john. eğer bir şekilde onun atölyesine katılma fırsatınız olursa kaçırmayın.

yazılım mühendisliğinde kalıplaşmış "iş süreçlerine" karşı "extreme programming" adında bir süreç gelişti. bu yazılım sürecinin başarısı basit ama etkili, birbirleri ile sinerjisi yüksek, sürdürülebilir ve kendi içinde motivasyonu barındıran pratiklerden oluşmasından kaynaklanıyor. işte benim john'ın atölyesinden etkilendiğim yanlardan biri de onun programının da bu özellikleri içermesiydi. tesadüf şudur ki, onun grubunun ismi de "extreme theatre company".

nelere çok dikkat ediyordu:
- hikaye yöreye, izleyiciye ve katılımcılara özgü olmalı.
- işlenecek konunun birçok yönü ve açılımı olabilir ama biz bunları küçük bir şekere sıkıştırıp verebilmeliyiz. böylelikle izleyicilerin o şekeri yutup, o yönleri tekrar içlerinde genişletmelerine izin vermeliyiz.
- seyirciler bizimle tanıştıklarında, daha öncesine göre daha iyiye doğru bir yerde bizlerden ayrılmalılar.

peki lafta kolay ama pratikte ulaşması pek kolay olmayan bu üç tane temel amaca john nasıl ulaşıyor:

yöreye özgülük: bunu hikayeyi bize oluşturtarak başarıyor. tabi ki bu hikaye yaz diyince yazılmıyor. önce bizden konuyla ilgili araştırma yapmamızı istiyor. bu araştırmada ilgili gazete haberlerine, istatistiklere ve uzman yaklaşımlarına ulaşmamızı istiyor. bizler john gelmeden bu araştırmaları yaptığımız için konuya yavaş yavaş bağ kuruyoruz. bu yüzden john bu araştırmaları bir iki hafta öncesinden yapılmaya başlatıyor. sonra konuyla ilgili bir kavram haritası oluşturtuyor. bu kavram haritasından yola çıkarak hikaye oluşturuyoruz. bu hikayeyi oyunlaştırıyoruz, sahneleri ve bunların birbirleri ile bağlantısını oluşturuyoruz.

konuyu bir küçük şekere dönüştürme: burada temel yöntem her bir kısmı tekrar tekrar yaratmak ve sürekli düzeltmek. mesela önce her grup bir hikaye yazıyor. sonra bu hikayelerden esinlenerek yeni bir hikaye oluşturuyoruz. diğer aşamalarda bu hikaye üzerinde oynamalara devam ediyoruz. aynı örnek bu hikayenin oyunlaştırılması içinde verilebilir. dolayısı ile her kısmı önce tekrar tekrar yaratıyoruz sonra da sürekli müdahaleler ile geliştiriyoruz. burada geliştirmekten ne anlaşıldığı önemli. gözlemleyebildiğim kadarı ile john'ın geliştirmekten kastı: daha yoğun, daha yalın, daha gerçekçi bir noktaya götürebilmek. bu noktada john'in bir taktiğide bizler günü bitirdiğimizde herkese ertesi sabah ne ile uğraşacağını söylemesi. böylelikle biz farketmesekte yapacağımız şeye dair düşünceler aklımızdan geçip duruyor.

seyircileri daha iyi bir noktada bırakabilmek: tabi bir insan için daha iyi bir nokta nedir sorusu birçok tartışmaya gebedir. bu tartışmayı bir kenara bırakırsak. bu işi başarmak en zoru galiba. oyunun gerçekçi olması bu noktada çok önem kazanıyor. seyircinin bu hikayenin başına gelebileceğini hissetmesi gerekiyor. mesela oyunun gerçekliğini yitirmemesi için etkileşim bölümünde seyirciler kahkahayı patlatsa bile oyuncuların yüzlerinde hiç bir duygu olmamasına özen gösteriyor. hikayenin gerçekçi olması dışında, seyircinin hikayeye odaklanmasını, hikayenin seyircinin zihnini meşgul etmesini sağlıyor. bunu yapmak için öncelikle oyundaki baş karaktere ait bir çantayı seyircilere oyundan bir hafta önce ulaştırıyor. seyirciler çantaya ve içindeki eşyalara bakarak kahramanın nasıl bir karakter olduğu, hikayenin ne olduğu üzerine yorumlar yapıyor. bir hafta önceden çantanın gönderilme nedeni ise izleyicilerin zihnini meşgul etmek. oyun başlamadan önce anlatıcı eşyalar ile ilgili yorumları alıyor. oyunun neyle ilgili olduğunu ve konuyla ilgili istatistikleri gösterdikten sonra oyun başlıyor. oyunun sahneleri arasında anlatıcı seyirci ile oyun arasındaki bağı kurmaya devam ediyor. bu oyun içerisinde belli bir kriz gittikçe yükseliyor ve en doruk noktasında oyun sonlanıyor. bunun sonrasında seyircilerden bu krizden kim sorumlu olabilir diyerekten tartışmaları isteniyor. bu tartışmanın ardından seyirciler oyundaki karakterlerden bazılarına soru sorabiliyor. daha sonra ise seyirciler ana karaktere ya da bir yakınına tavsiyelerde bulunuyorlar. bu tavsiyelere uygun olarak bir doğaçlama sahnesi ile oyun sonlanıyor. bunun ardından uzmanların görüşleri ve böyle bir durumda yardım alınabilecek yerlerin bağlantı bilgileri veriliyor. ayrıyeten izleme çalışması adına bir dosya oluşturulup seyircilere dağıtılıyor. seyircilerde iyileşen nedir sorusuna benim kendimce yanıtım: başlarına gelen ya da gelebilecek bir olay hakkında farkındalıklarının artması, farklı yönlerden konuyu sorgulamak, tavsiyede bulunarak çözüm için odaklanmak, uzman görüşleri ve yardım noktalarını kavrayabilmek.

sonuç olarak biz katılımcılar, kısa bir sürede bir ürün çıkarıp sergilediğimizde seyircilerdeki tepkileri görünce bu programın çok başarılı olduğuna inancımız yükseldi. her yönüyle iyi düşünülmüş, bizi amacımıza ulaştıran çok başarılı bir program.

sağol john