24 Haziran 2007

youtube'ta yelken seyri

aşağıdakiler gözümüz korksun diye:
http://www.youtube.com/watch?v=whSHw4k2yLo&mode=related&search=
http://www.youtube.com/watch?v=zXuzy0k9mZQ&mode=related&search=

korkacak birşey yok, tadını çıkar diyenlar:
http://www.youtube.com/watch?v=qKGupz_9mGc&mode=related&search=

eğitim adına:
http://www.youtube.com/watch?v=8Laq3AFmoUw&mode=related&search=
http://www.youtube.com/watch?v=_qUTd9588wE&mode=related&search=
http://www.youtube.com/watch?v=FyeNAyMrRh4
http://www.youtube.com/watch?v=ClWlxjeGQSs

sınıfsal farklar

radikal cumarteside çıkan bir haber ilgimi çekti ve biraz daha araştırdım. bilirsiniz amerikalılar her türlü bilgiyi basitleştirerek öğreten kitapları ile ünlüdür. hatta dalga da geçilir bu durumla. işte ruby payne sınıflar arası farkları basitleştirerek aktaran biri. özellikle eğitim alanında etkili olmuş öğretileri var. ben de etkilendim ruby payne'nin dikkat çektiği noktalardan. önce sınıfsal farkları öğrenmek niye önemlidire cevap vereyim sonra da ruby'nin maddelerinden örnekler sunayım. en sonda da ilgilenenler için bağlantıları koydum. haberin orjinali.

sınıfsal fark sadece ekonomik bir fark değildir. her sınıfa ait davranışsal, düşünsel ve duygusal alışkanlıklarda farklılıklar vardır. çünkü her sınıfın yaşam koşulları, öncelikleri ve çevresiyle ilişkisi farklıdır.

sınıfsal farkları anlamak neden önemlidir:
- farklı sınıftan birileri ile temas halindeysek, iletişimi sağlayabilmek için bu farkları öğrenmeliyiz.
- eğitimcilerin bu konuya eğilmeleri gerekiyor. neden dersek, orta sınıf olarak düşünebileceğimiz öğretmenlerimizin önemli bir kısmı yoksul kesimi eğitmektedir. aslında öğrencilerde bulunan yoksul sınıfa ait alışkanlıkları değiştirip orta sınıfa ait alışkanlıkları kazandırmaya çalışıyorlar da diyebiliriz. insanı eğitebilmek o insanı anlamadan yapılabilir mi? öğrencilerinin olayları nasıl gördüğünü bilmeyen, nasıl motive olduğunu bilmeyen ve de zorunluluklarını bilmeyen bir öğretmen başarılı olabilir mi? bu yüzden diyorum ki: bu konu merkezli yaratıcı drama atölyeleri düşünülmelidir, üniversitelerin eğitim fakültesinde bu konuya ayrılmış çalışmalar olmalıdır. ruby bu kavramları kullandığı bir eğitim yöntemi önermektedir. bağlantılardan ulaşabilirsiniz.
- eğitim bir çoğumuzu yoksulluktan orta sınıfa taşıdı. bu sınıf geçişinde yaşadığımız duygusal, davranışsal ve düşünsel zorlanmalarımızı anlayabilmek, tanımını basitleştirmek.
- bu insanlar nasıl bu partiye oy verir diye anlamıyorsanız

peki ne diyor ruby. basitleştirilmiş farklardan örnekler vereyim. aşağıda yazılı konular için her bir sınıfın bakış açısı veriliyor. (not düşeyim, bu ayrımlara ya da basitleştirmelere tam olarak katılmasamda iyi bir başlangıç noktası olarak düşünüyorum.):

yemek - kalite ya da miktar:
- zengin: önemli olan sunuş biçimidir, estetiktir.
- orta sınıf: önemli olan lezzettir.
- yoksul: önemli olan miktardır, doymaya yeter mi?

kavga - çatışma nasıl çözülüyor:
- zengin: sosyal dışlama ve avukatlar aracılığıyla yapılır.
- orta sınıf: sözel tartışmayla yapılır.
- yoksul: fiziksel kavgayla yapılır.

dünya - bireyler kendilerini dünyanın neresinde görüyor:
- zengin: uluslararası / global bir dünyanın parçası olarak görür.
- orta sınıf: ulusal ve kıtasal aidiyet ile tanımlar.
- yoksul: yöresel aidiyet ile tanımlar.

zaman - nasıl algılanır:
- zengin: gelenekler ve tarih önemlidir.
- orta sınıf: gelecek, planlama ve hazırlık önemlidir.
- yoksul: an, anlık ihtiyaçların doyurulması önemlidir.

yazgı - kader mi yoksa seçim mi:
- zengin: "yardımseverlik", zenginliğin yükümlü kıldığı yardımseverlikler yazgılarıdır
- orta sınıf: gelecek doğru seçimlerle şekillendirilebilir.
- yoksul: herkes alın yazınına göre yaşar, kader değişmez.

mülk - ne önemlidir:
- zengin: benzeri olmayan eşyalar, miras ve soy
- orta sınıf: eşyalar (araba, kıyafet, elektronik eşya...)
- yoksul: insanlar ve ilişkiler (aile, çocuk, arkadaş...)

sevgi ve kabul etmek - birini sevmeyi ve ya gruba kabul etmeyi ne belirler:
- zengin: o kişinin bağlantıları ve sosyal statusü
- orta sınıf: o kişinin uğraşları ve başarıları
- yoksul: o kişinin benzerliği

ilgilenenlere bazı bağlantılar:
http://www.ahaprocess.com/
http://www.ext.wvu.edu/cyfar/rut/hiddenrules.htm
http://www.csba.org/qa/payne.htm
http://www.rethinkingschools.org/archive/21_02/fram212.shtml
http://www.edchange.org/publications/Savage_Unrealities_abridged.pdf
http://homepages.wmich.edu/~ljohnson/Payne.pdf
http://www.education-world.com/a_issues/chat/chat119.shtml

20 Haziran 2007

Türkiye'nin kültürel çeşitliğinden kareler

kitaptan alasım, sergiye gidesim geldi. ilk fırsatta yapayım bunları. turkiyedeki kulturel çeşitliliği aydınlatan 300 fotoğraf ve bir de kalan müzikten bu konuya ait müzik cd'si diyorlar ki heyecanlanmayayım da ne yapayım. haberin orjinali.

19 Haziran 2007

terörü önlemek

ilk söz: terör yok edilemez, azaltılabilir.

terör nasıl önlenir meselesi sadece türkiye'nin değil dünyanın üzerinde kafa patlattığı bir konu. burada amerika'nın taktiği bombalar, işgaller, özgürlük kısıtlamaları falan filan. bu taktiklerin başarısızlığı sayesinde terör kanser gibi yayılıyor dünyaya.
ben her zaman ki gibi basit düşünerek bu konuyu nasıl çözeriz diye soruyorum kendime. terörün güç aldığı üç bacak görüyorum dolayısı ile mücadele edecek üç bacak:

1- güvenlik
: sonuçta bir insanın rahat rahat örgütlenip, bombalar bulup bir yeri havaya uçuramaması gerekiyor. bu işlerin bir aşamasında bir şekilde güvenlik güçlerinin bunları enseleyebilmesi lazım. bunu özgürlükleri kısıtlamayan yollar ile yapmalıyız.
2- maddi kaynak: sonuçta her terör örgütü yaşayabilmek için paraya ihtiyaç duyar. bu para nasıl kazanılır, nerden kazanılır bu bulunmalıdır. maddi kaynakları kurutacak yollar bulunmalıdır.
3- insan kaynağı: terörün devam edebilmesi için bu uğurda ölümü göze almış gönüllülere ihtiyaç vardır. işte bence bizde ve amerikada terörün bu boyutuyla ilgilenilmiyor. bu ilgilenmeme sonucunda da terör bitirilemiyor. bir insanın göz göre göre ölüme gidebilmesi için iki şeyin olması lazım:
* uğruna ölünebilecek bir büyük ideal. bunlar aşağıdakiler olabilir:
- dünyadaki bütün haksızlıkları bitirerek, dünyayı cennete dönüştürmek için, yani adil ve eşitlikçi bir sistemi inşa edecekler
- cennete gitmek için yani din uğruna mücahitler
- halkının uğradığı haksızlıkların biteceği kendi ülkeni kurmak için, yani özgürlük savaşçıları
* sevgiden uzak, yaralanmış, sarıp sarmalanmamış, kendini güvende hissetmeyen bir çocukluk ve ergenlik dönemi.

1. ve 2. maddelerde bence yeterince iyi bir durumdayız ve gittikçe iyiye gitmekteyiz.

3. madde için neler yapabiliriz?
uğruna ölünebilecek nedenleri nasıl ortadan kaldırırız?
- eşitlikçi bir sistem hayali ile ölmek istiyecekleri azaltmak için refahın halka yayılmasına ve hızlı işleyen bir hukuk devletine ihtiyaç var. bu bağlamda terörün azalması için sadece pastayı büyüten ekonomi politikaları değil pastayı olabildiğince eşit bir şekilde paylaştıran politikalarda uygulanmalıdır. türkiyenin sosyal politikalara ihtiyacı vardır. hukuk sisteminin de bilgi teknolojilerinde gelinen nokta düşünüldüğünde çok hızlı işleyen bir hale gelmesi için engel yoktur.
- mücahitleri engellemek için, diğer dinlere saygılı, sevgiyi ön plana alan dini anlayışların kendilerini ifade etmesini desteklemeliyiz. aksi ayrımcılık yapan dini yaklaşımlar cezalandırılmalıdır. eğer bir yerde dini eğitim veriliyorsa o eğitimde öncelikle bu noktalara öncelik verilmelidir. farklı dini grupların kendilerini özgürce ifade edebilmelerini sağlamalıyız. aleviler, hıristiyanlar, dinsizler... eğer tek din diye tutturursak başka dinlere saygılı ve sevgiyi ön plana almış bir dini anlayışın yayılmasını da engellemiş oluruz. yani teröre destek veririz. türkiyenin farklı dini anlayışları hem okulda hem medyada yer bulabilmelidir. insanlar türbanları ile üniversiteye girebilmelidir.
- özgürlük savaşçılarını engellemek için özgürlükleri sağlamalıyız. bunun içindir ki güvenliği arttırmak için özgürlüğü kısıtlamak kısa vadede çözüm ama uzun vadede çözümsüzlüktür. bu bağlamda farklı gruplar kendilerinin yönetimde temsil edildiklerini hissetmeli, kendi dil ve kültürlerini yaşayabilmeli ve bunları tanıtabilmelidirler. bunun için %10 barajı düşürülmeli, çok dilli belediyecilik yapmaya çalışanlar engellenmemeli, sanatçılar kürtçe şarkı söylüyor diye sahneden indirilmemeli, tek kültür baskısından vaz geçilmeli ve linç girişimcileri cezalandırılmalıdır.

şiddete yatkın bireyleri nasıl azaltabiliriz?
- çocuk hakları sözleşmesinin her maddesini uygulayabilmeliyiz
- her çocuğun haklarından haberdar olmasını sağlamalıyız
- esirgeme kurumlarının ailelere model olacak bir yer haline gelmesini sağlamalıyız
- her birey için barınma ve beslenmenin sadece yaşamaktan kaynaklı bir hak olduğunu kabul etmeli ve devletin bu ihtiyaçları sağlayabilmesini sağlamalıyız.

son söz:
terör örgütü dediğimiz yapılar eğer amaçlarında başarıya ulaşırlarsa terör örgütlüğünden kahramanlığa terfi ederler. bu açıdan terör hareketinin meşruiyeti sorgulanmalıdır. bir terör hareketinin meşruiyeti destekleyen ya da sempati duyanların miktarına bağlıdır. örnek bir tartışma olarak hamasın meşruiyeti eğer filistin halkı çoğunlukla destek veriyorsa nedir eğer çoğunluk destek vermiyorsa nedir? bu bağlamda bir terör hareketinin meşruiyetini elinden almanın anahtarı 3. maddede ne kadar yol aldığımıza bağlıdır.

14 Haziran 2007

dask adam

yalın arkadaşımla beraber, doğa araştırmaları, sporları ve kurtarma derneği (dask)'nin düzenlediği anadolu dağ maratonuna (adam) katıldık. bilmeyenler için şöyle bir bahsedeyim. maraton iki gün sürüyor. üç farklı parkur oluyor (kısa, orta, uzun). elinizde bir harita ve bir pusulanız var. sırtınızda da eviniz. harita ve pusula yardımı ile belirli istasyonlara sırası ile ulaşmaya çalışıyorsunuz. ilk gün son istasyon ara kamp oluyor, yani kamp kuracağınız yer. ikinci gün sabahtan tekrar maraton başlıyor ve başladığınız yere dönüyorsunuz. bu sene bolu gerede'de düzenlendi. iki sene önce de katılmıştık o da beypazarı karaşarda olmuştu. dağ havasından, çadırdan zevk alıyorsanız yarışa katılmadan sadece kamp alanına gidip takılabilirsiniz. bunun yanında kendinize işkence etmeyi de seviyorsanız yarışlara katılmanızı tavsiye ederim. aşağıda bizim hikayemiz:

cuma akşamı 4:30 gibi alışverişimizi yaptık. sonra yola çıktık. otoyoldan geredeye yol aldık. otoyola girerken kart almadığımız için 2 milyon yerine 12 milyon odedik. çadırımızı kurup, kaydımızı yapıp uyuduk.

zar zor uyandık sabahın beşinde. karşımızda bu manzara vardı.

tabi daha önce katıldığımız yarıştan tecrübe ile bu sefer özene bezene haritayı inceledik. bir sonraki istasyona hangi güzergahtan gideceğimize karar verdik. "yavaş yavaş acele et" bu maraton için çok güzel bir slogan.

güzergah konusunda birbirimizi ikna ettikten sonra koyulduk yola.

tabi her ne kadar haritaya ve güzergaha zaman ayırsakta kaybolmadık değil. bu gördüğünüz şaşkın bakışlar biz nerdeyiz, haritada burası nere sorularına cevap arıyor.

okuduğunuz üzere 210 nolu gruptuk. yolumuzun üzerinde köyler vardı.


ankarada yaşayınca, en ufak su akışı ilgimi çekiyor.


daha 3 saat oldu yola çıkalı. bittik, yorulduk.


ama yılmadık, yürümeye devam ediyoruz. bu sefer su yatağındayız.

yarışın ilk gün ki parkurunu bile bitiremedik. benim dizim ağrıyarak devam edemeyeceğimizi ilan etti. arkadaşın deyimiyle yazılım ve donanım uyumsuzluğu çekiyorum. bizi başladığımız yere ana kampa getirdiler. burada ortak olduk bir bekar sofrasına. sonra da çıkıp geldik ankaraya, evimize.

5 Haziran 2007

kanı kanla yıkayanlar

iki tane haber var. iki haberde de şiddet yanlıları var. farklı taraftalar ama birisi varsa diğeri de var. ikisi de aynı suçun insanları. ikisi de bölücü. ikisi de savaştan yana. ikisi de kendince vatanını koruyor. sonuç ikisi de ülkemizi yaşanmaz kılmak için elinden geleni yapıyor.

birinci haber:
7 genç öldürüldü. karakolda hiç ummadıkları bir anda. çoğunluğumuz bu gençleri öldürenlerin terorist, suçlu, ülkeyi bölen, ceza alması gereken insanlar olduğu konusunda hemfikiriz. haberin orjinali.


ikinci haber:
iki genç ahmet kaya tişörtü giydikleri için linç edilmeye çalışıldı. ne demek linç etmeye çalışmak. öldürmeye çalışmak demek. işte şiddetin bir tarafı da bunlar. peki niye bu linç girişimcileri de ülkeyi bölmekten, cana kastetmekten yargılanmıyor. haberin orjinali.

1 Haziran 2007

darüşşafaka

pan'ın labirenti

panın labirenti güzel bir masal. güzel derken iyi duygular uyandıran demek istemiyorum tabi. bir kız çocuğunun masalımsı hayal dünyası. acaba biz de böyle hayaller kurarmıydık. filmi, estetiğin ve güzelliğin içindeki kötülüğe karşı çirkinliğin ve çamurun içindeki iyiliğin savaşı olarak görüyorum. imdb'de 8.6 puan almış. ben o kadar da abartılı olmasa da beğendim. güzel bir seyir oldu. arada sahneleri aklıma geliyor.

birleştiler

Turhan Selcuk, Cumhuriyet, 31 Mayis