23 Temmuz 2007

seçim sonuçları

tokat gibi seçim sonuçları.
ne denebilir ki.
birkaç naçizane tespitim:
- iki ay önce ortaya çıkan akp ve chp örgütlenme farkı bence temel etkenlerden. reklam araştırmalarından duyduğuma göre, iletişim teknolojilerinde gelinen noktaya rağmen hala en büyük reklam organik yüz yüze temasmış. ilgili yazı
- halk seçilmişlere müdahaleyi fena cezalandırdı
- yolsuzluk yapmak ya da yapmamak halkın oy verme kriterleri arasında değilmiş
- etik kurallarla çalışmak ya da çalışmamak halkın oy verme kriterleri arasında değilmiş (mesela dağıtılan kömürler)
- chp yeni bir oy potansiyeli yaratamadı, belli bir zümreye sıkıştı
... kürtler chp'yi türkiyenin partisi olarak değil türkün(etnik olarak) partisi olarak gördü
... yoksullar zenginin partisi olarak gördü (yoksullar için orta sınıf zengin sayılır)
... demokrasi yanlıları statükocu olarak gördü
- kemalistler kendilerini azınlık hissetti
- akp bütün kesimlerin partisi oldu
- okumuş ve demokrat kesimde genel olarak bir siyasi hareket içinde görev alma isteği ya da bu ülkeden gitme isteği arttı
- korku üzerine siyaset meclise sokar ama iktidar yapmaz
- bu meclis, bir önceki meclisten iyidir. neden:
... akp anayasayı tek başına değiştirecek güçte değildir
... halkın %83'ünün oyu meclise yansımıştır
... milliyetçi kürtler ve türkler mecliste yer bulmuştur
... gerçekten farklı söylemler üretebilecek birkaç isim meclistedir

geleceğe dair merak ettiklerim:
- akp bireysel ve toplumsal hak ve özgürlüklere saygi gösterebilecek mi, yoksa demokrasi süsüyle diktatör, sansürcü bir yapı mı olacak?
- akp demokrasiyi örseleyecek hamleler yaparsa, bunları sivil yoldan muhalefet ile engeleme yolları bulunabilecek mi?
- akp halkın yaşam tarzına baskı oluşturmadan yola devam edebilecek mi? (mesela içki içilen yerlere karışmadan)
- devlet kurumlarındaki kadrolaşmanın sonuçları ne olacak?
- baykal ve benzeri yapılar tasfiye edilebilecek mi?
- yoksulları arkasına almış, demokrasinin savunucusu olan ve kitleselleşebilmiş bir sol parti doğabilecek mi?
- kürt hareketinde pkk tarafından yönetilmeyen, siyaseti özde benimsemiş liderler çıkabilecek mi? bunu başarabilen liderler, hem pkk'dan hem türk milliyetçilerinden yiyecekleri darbelere rağmen varlıklarını devam ettirebilecekler mi?
- seçim barajı %3 gibi bir seviyeye çekilebilecek mi?
- ekonomi gerçekten düzeliyor mu? yoksa fırtına öncesi net hava gibi mi? yani krizin eli kulağında mı?
- ertuğrul günay gibi isimler akp'yi nasıl etkileyecek? ne tür görevlerde bulunacaklar?

anlamadığım şey: ekonomik durumu daha kötüye gitmiş köylüler (mesela fındıkçılar) niye akp'ye oy verdi?
bu soruya tahmini cevaplarım:
- köylü diğer alternatifleri beğenmedi
- dindar cumhurbaşkanı seçtirmediler söylemi ve askeri müdahaleye tepki sandığa yansıdı
- akp'nin hükümeti kuracağına kesin diye bakıldığından, oy vermezsem köye hizmet getirmezler diye düşündü ve kazananın yanında yer almak istedi
- dağıtılan kömür gibi şeyler çok etkili oldu

kişisel: futbol takımı tut(a)madığımdan, taraf olduğun bir takımın maç kazanma heyecanını yaşayamıyorum. hep o duyguya özenmişimdir. keşke akp'yi destekleyenlerden olsaydım da 22 temmuz gecesi o zafer sarhoşluğunu yaşayabilseydim diye düşünmedim değil. bana düşen azınlık olma ayrıcalığına devam etmek.

19 Temmuz 2007

bırak su aksın, yatağını bulsun

suya duvar örersin,
bütün gücüyle birikir
güçlenir duvara karşı
tek bir duvar ör
şiddeti alsın karşısına
gerisini akışına bırak
barış geçmişinle, geleceğinle
katılığınla yenemezsin değişimi
kendini bütünleştir onunla
sabitleyemezsin hiç bir sonucu
barış olasılık kavramıyla
kaldır suyun önünden duvarı
bırak aksın, yatağını bulsun

3 güzel yazı:
aysel tuğluk: farklılığa evet, ayrılıkçılığa hayır
hakkı devrim: görmezden geldiğimiz kürt
taha akyol: dönüşümün önünü aç

11 Temmuz 2007

yeter, deniz tutmasın

her yelken seyrinde bir günümü deniz tutması denen illete kaptırıyorum. bu seyirde kendime sözüm var yeneceğim onu. bunun için internette bulduğum bilgileri aşağıya koydum. kaynakların bağlantıları en altta.

nedeni:
bu illetten beynimize ve omuriliğimize gelen çelişkili hareket bilgileri sorumluymuş. dört ayrı noktadan bize hareket bilgisi geliyormuş:
- iç kulak: hareketin yönünü anlar.
- gözler: hareketin yönünü ve konumumuzu bildiriyor haliyle.
- eklemlerde ve omurgada bulunan basınç algılayıcıları vücudun duruşunu algılar. yani baş aşağı mı, yukarı mıyız, neremiz yere değiyor gibi soruların cevabını verir.
- kaslardaki ve eklemlerdeki alıcılar vücudun hangi parçasının hareket ettiğini söyler.

bu dört yerden farklı bilgiler gelince beynimiz dumur olup dönmeye ve kusmaya neden olurmuş. ya tamam iyi hoş farklı bilgiler geldiğinde niye gidip kusmak gibi bir tepki verir beyin bunu anlamadım. ne bilim kusturacağına burun akıntısı yapsaydı. neyse devam edeyim.

önlemek için öneriler:
- dümen tutmak gibi beyni meşgul eden aktiviteler etkiyi azaltır. (gece seyrinde dümene bırakmamasına yapışmam ve bırakmak istememem bundanmış. zaten bıraktıktan 15 dakika sonra makus talihim beni bekliyordu.)
- yere birşey düştüyse bırakın orda kalsın. eğilmek iç kulağa maximum etki yapar.
- geminin güvertesine çıkıp ufku izlemek.
- tekne içindeki ve üzerindeki sabit bir noktaya odaklanmamak (kitap okumak gibi).
- hareket yönüne zıt oturmamak.
- deniz tutan birini izlememek (geçen seyirde beni izleyerek daha kötü olan arkadaşlar kusura bakmasın)
- keskin kokulardan, baharatlı ve yağlı yiyeceklerden uzak durmak. (artık sabahları öküz gibi sucuk, yumurta, zeytin yağlı ve baharatlı peynir falan yok. zorlamayın beni yemeyeceğim)
- fazla da yememek lazım tabi.
- alkolüde az içmek gerekiyor (off of, neden hoşlanıyorsam yapmamam lazım bu gidişle)
- ani hareketlerden kaçınmak (yatarken aniden ayağa kalkmak gibi)
- aşırı kafa hareketlerinden kaçınmak (bu nasıl oluyor anlamadım, niye kafamı aşırı hareket ettireyim)
- nikotin, kafein, cola, enerji içecekleri ve tuz gibi uyaranları arttırıcı maddelerden uzak durmak.
- kulağınızı müzikle meşgul edebilirsiniz.
- kotü kokudan ve egzozdan uzak durmak

iş işten geçti ve deniz tuttuysa (bunlar benim tecrübelerim):
- ilaçlar bir işe yaramaz
- kamarada uzanıp uyumak iyi geliyor
- kusmak
- kusma uzun sürdüyse sıvı ve tuz kaybını karşılamak lazım.

ilaçlar:
- Dramamine: uyarıları baskılar. böylelikle denge sisteminin etkisini azaltırmış. uyarıları azalttığından dikkatsizlik yapar.
- metpamid veya emadur: uyarıları engellemez, kusmayı önler. böylelikle dikkatsizliğe neden olmaz. tahminim deniz tutmasının kusmak dışındaki olumsuz hallerine engel değildir. gerçi kusmanın engellenmesi büyük bir iyilik olur.

kaynaklar:
http://www.tkbbv.org.tr/HastaBilgilendirme/BasDonmesiVeAracTutmasi.htm
http://www.yelkencilerlokali.org/forum/index.php?showtopic=59&pid=110&mode=threaded&start=

2 Temmuz 2007

yaşamak görevdir yangın yerinde

dünden beri içimi bir hüzün kapladı. öyle suskun, öyle masum kaldım. nedenini bugün olunca anladım yani 2 temmuz. sivas katliamının 14. yıldönümü. gittim mitinge. lanetledim ayrımcılığı, caniliği, hoşgörüsüzlüğü ve insana ait ama insana yakışmayan ne varsa.

sorguluyorum bir yandan da. acaba o yanan canları hatırlamakla, hatırlatmakla kendime işkence mi ediyorum. hani yaşayamaz mıyım hiç böyle bir olay yaşanmamışcasına. yok ama yok, hemen yanı başımda olmuş bu katliamı nasıl unutabilirim. nasıl olur da acısını çekmeyebilirim. kin tutmak insana aittir ama yaşamdan çok ölüme yakındır. o halde ne faydası var bu kötü olayları hatırlamanın, hatırlatmanın. ağzımızın tadını, keyfimizi durduk yere kaçırmanın.
geleceğe ait tek bir nedeni vardır bile bile acıyı canlı tutmanın: tekrar yaşanmasın bu acılar. "bir musibet bin nasihatten iyidir" derler. ama burada bir ön kabul vardır, o da musibetin unutulmayacağıdır. işte bu yüzden unutmamak, işte bu yüzden yüreğine bir çizik çizmek her 2 temmuz.
bugün mitingte teker teker saydılar, yanarak öldürülen 37 insanı. sevdikleri aktivitelerini, yaşlarını, mesleklerini öğrendik. acaba onları yakan gözü dönmüş kalabalık bu insanlarla tanışsa arkadaş olabilirler miydi, ortak dertleri olabilir miydi, ortak hayalleri ve acıları olabilir miydi? bu durumda da bile bile gidip 12 yaşında çocukları, zar zor yetişen aydınları ve sanatçıları yakabilirler miydi?

hepimiz diyoruz ki türkiye'de biri yoktur ki bu olayı lanetlemesin, yanlış bulmasın. ne yazık ki öyle de değil bu iş. 4 yıl önce odtü elektronik mezunu, kafası iyi çalışan, çokça da okuyan bir arkadaşım şöyle demişti: "eee düşünmek lazım, aleviler bu kadar düşmanlığa sebep verecek ne yaptılar". yani ölmeyi hak etmişlerdire getiriyor. birşey çıkmadı ağzımdan, çıkamadı. algı dünyamda yoktu böyle bir düşünce, donup kalmıştım. şimdi soruyorum "nasıl olurda insanların yüreği böyle kararabilir."

1993 yılında almanya'nın solingen kentinde 5 türk evlerinin naziler tarafından yakılmasının sonucu öldü. bunun üzerine almanya o evi müzeye dönüştürdü. müzeye dönüştürürsek halkı daha çok galyana getiririz demedi. tam tersine bir daha yaşanmaması için unutulmaması lazım, hatırlanması lazım dedi.

sormak lazım "nasıl 20 bin insan "kahrolsun laiklik", "cumhuriyet sivasta kuruldu, sivasta bitecek", "şeriat gelecek, zulüm bitecek", "sivas azize mezar olacak", "islama dokunan eller kırılsın" sloganlarıyla onca insanı diri diri yakabilir? niye asker erken müdahale etmedi? niye polis müdahale etmedi? niye itfaiye geç müdahale etti? niye bu olayı lanetleyen bir anıt dikilmedi sivasa? niye insanların yandığı yerde iskender restoranı açıldı? niye milliyet ana sayfada bu katliamı hatırlatmadı, mitingleri bildirmedi? niye 33 idam mahkumundan sadece ikisi yakalanabildi? niye idam mahkumu olarak arananlardan biri istanbul belediyesinde çalışırken yakalandı?..."

sorular devam:
nasıl oluyor da mesut yılmaz "olayı abartmayın, bir futbol maçında da bu kadar insan ölüyor" diyebildi?
nasıl oluyor da demirel "vatandaşlr devlet karşı karşıya getirilmemiştir" diyebildi. ölenler vatandaş değil miydi?
nasıl oluyor da adalet bakanı şevket kazan bu sanıkları savunmaya kalkabildi?
nasıl oluyor da solcuların, kürtlerin eylemlerinde tazikli su, biber gazı kullanan ve havaya ateş ederek kitleyi dağıtmayı başarabilen polisler bu yöntemlerden hiç birini bu azgın kalabalığa uygulamadı?
onca polisin ve askerin dağıtamadığı kalabalığı nasıl oluyor da, aynı kalabalık valiliğe yöneldiğinde 14 er (terzi, aşçı v.b. görevlerdeki erler) ile bir baş çavuş havaya ateş ederek kademe kademe dağıtmayı başardı?

bir alıntı ile noktalayayım
"yaşamak görevdir yangın yerinde
yaşamak insan kalarak"

izlenebilecek videolar:
can dündar1
can dündar2
haluk bilginer1
haluk bilginer2
haluk bilginer3

ayrıntılı bilgi edinmek için:
vikipedi
can dündar
can dündar-bizi buraya iten sayılar

bestelenmiş ağıtlar:
"ıssızlığın ortasında" moğollar : söz verdiler kendi kendilerine, bu olayın hesabı sorulana kadar her konserde çalacaklarına. ne yazık ki hala çalıyorlar her konserlerinde.
"kızılırmak boylarında" ihsan güvercinli
"gün tutuşur" grup yorum
"died on 2nd july" antisilence
"türküler yanmaz" edip akbayram

1 Temmuz 2007

doktora tez önerisi çalışmaları

3-4 ay içinde doktora tezinin öneri sunumunu yapmam lazım. sancılı bir süreçmiş gerçekten. herkes sancılı olduğunu söylerdi zaten ama yaşayınca idrak ediyorsun. önce kimse böyle bir çalışma yapmamıştır umuduyla aklımdaki düşünceyi araştırdım, bir baktım konu üzerine 5 senedir atölye ve seminerler düzenleniyor. morali bozmadan araştırıyorum yapılanları. "ha burası boşta kalmış" diyorum, bir bakıyorum boşluğu doldurmuşlar yani "burada yapılmışı var" diyorlar.
bilim gerçekten de baş döndürücü bir hızda ilerliyor. bence bu baş döndürücü hızda temel etken bilgiye ulaşmanın bu kadar kolaylaşmış olması. günlerdir oturduğum yerden nerdeyse her ülkede gerçekleştirilmiş çalışmalara ulaşıyorum. hatta belçikadaki bir çalışmanın sayfasına ulaştım ama sayfa ingilizce değildi. yılmadım tabi. altavista'nın babel fish servisini kullanarak sayfayı "german to engilish" çevirisine tabi tuttum ama sonucu gene anlamadım. ya dedim belçika'da hangi diller konuşuluyordu. onu da iki üç tıklamayla öğreniyorsun. 3 dil konuşuluyormuş belçikada: almanca, fransızca ve hollandaca. babel fish'ten "dutch to english" servisini kullanınca sayfa okunabilir oldu.
neyse sözün özeti bu internet bilgi üretimini çok hızlandırmış, iyi hoş da biz araştıracak konu bulamıyoruz. hep araştırılmışını görüp moral bozukluğu yaşıyorum.