28 Ekim 2007

salsa

arkadaşlarla salsa kursuna başladık. sağolsun ulaş süper bir organizasyonla çok iyi bir hoca ve ortam ayarlamış. çağdaş sanat merkezinde alıyoruz derslerimizi. hocamız uğur. çok eğlenceli, içten, keyifle öğretmeye çalışan biri.

her yeni öğrenilen şey gibi "yok yok yapamıyacam ben" depresif halleri yaşamıyor değilim. buna rağmen çok eğlenceli. bu cumartesi dersten sonra dip (kızılayda mithatpaşa caddesi üzerinde) adlı dans bara gittik. ortam eğer izlediyseniz dirty dancing 2 filminde geçen kuba halkının dans ortamlarına benziyor. görseniz herkes ortalıkta döne döne kendi stilinde dans ediyor. çok neşeli ve hareketli bir ortam. fırsatınız olursa bir cumartesi akşamı biranızı orada yudumlayın. hocamız uğur'u böyle bir ortamda dans ederken gördük böylelikle ve kendisine artık "bu alemin kralı" diyeceğiz. biz tüm acemiliğimize rağmen dans ettik ve birşeyler denedik.

hem hareket, hem eğlence, hem muhabbet, hem de estetik arıyorsanız gelin bize katılın.
çok çok teşekkürler ulaş.
ah şu doktorayla ilgilenmekte böyle keyifli olsa.

27 Ekim 2007

günün köşe yazıları

sorgulayın
güney doğulu plaka değiştiriyor
kürtlerin ruh hali
yeni yasalar çalışanları üzecek
kaz dağları senaryosu: haluk şahin'in ilk yazısında olacaklarını söylediği herşey olmuş.
ezop'un diyarında: seydiler
persepolis ve yaşamın kıyısında

not: bence barzani ve talabani türkiye'nin sadece pkk'ya karşı olacak bir operasyonuna karışmazlar. bunun sonucunda karlı çıkarlar. kendi bölgelerinde kontrol edemedikleri bir silahlı güç olan pkk'dan kurtulurlar. aynı zamanda bu operasyona karşı çıkıyor görünerek kendi tabanlarından tepki almamış olurlar hatta pkk'nın gücünün azalmasıyla onun tabanını kendilerine çekmiş olurlar. talabani'nin türkiye yetkilileri ile görüşmelerinde destek mesajları verirken, kendi halkına hitap ederken karşı mesajlar vermesini buna bağlıyorum. burada operasyonu engelleyen asıl mesele türkiye'nin sadece pkk'ya karşı mı operasyon yapacağı yoksa küzey ırak'taki legal oluşumu da hedef mi alacağı endişesi. ikinci bir endişe kaynağı da bu yeni koşullarda türkiye'nin operasyon yapması bundan sonra da türkiye başka amaçlarla operasyon yapar mı sorusu. bu endişeleri ortadan kaldırmak türkiye'ye düşen bir sorumluluk.

26 Ekim 2007

günün köşe yazıları

amerika ve operasyon nerede duruyor
halkımız sağduyulu davranıyor diyenler
odtü'de teröre karşı yürüyüş: haberden çok yorumlar ilgimi çekti. yorumların hepsini okudum. odtü gençliği adına bilgilendirici oldu.
halkın gözü aç değil: bu haber çok ilginç. beni şaşırtan şeyler halkın büyük çoğunluğunun fakirliği tembelliğe, zenginliği de çok çalışmaya bağlaması oldu. bir de demokrasi yanlısı olarak tanıtılan yeni sağın demokrasiden ne anladığı etnik gruplarla ilgili ezici görüşte kendini göstermiş.
yeni bir strateji 1
yeni bir strateji 2
yeni bir strateji 3

uğru mumcu'nun öldürüldüğü sırada yayımladığı kürt dosyası adlı yazıları vardı. o yazılar beni baya etkilemişti zamanında.

24 Ekim 2007

intikam

türkiye gibi ağır aksak ta olsa demokrasisi işleyen, seçimler yapılan, yayınların yeteri kadar olmasa da belli bir özgürlüğü olan bir ülkede eline silah alarak birşeyleri savunmak sadece ve sadece terör yapmaktır. savunulacak tarafı yoktur. eline silah alan ister türk milliyetçisi olsun ister kürt milliyetçisi olsun isterse de sosyalist olsun, bunun adı akılsızlıktır, kullanılmaktır, terördür... sonuç kendine, ailene, başkalarına ve başkalarının ailesine acı çektirmekten başka birşey değildir. hangi amaç uğruna mücadele ediyorsan et, öncelikle yaşayarak yapacaksın mücadeleni. mevzu bahis yaşamak ve yaşatmak ise gerisi teferruattır.

dün bizim evin önünden bir kalabalık geçiyordu. sevgili komşularımla beraber baya bir insan da onlara alkışlarla destek veriyordu. şu sloganları atıyorlardı:
"dişe diş, kana kan, intikam, intikam"
"her türk asker doğar".

kimden nasıl intikam alacaklar. bahsedilen şey pkk'dan intikam almaksa alınmıyor mu? ortalamada bir askere karşılık ondan fazla pkk militanı öldürülmesi intikam değil mi? 96-97 yıllarında küzey ırak'a yapılan bir operasyonda 2700 pkk militanı öldürülmüş. bundan daha fazla nasıl intikam alınabilir ki? bu insanlar gerçekten ölenlere üzülüyorlar mı? gerçekten üzülüyor olsalar kan dökülmesini azaltmak istemezler mi? gördüğüm bu insanlar kan kokusunu seviyor. kan istiyor.

bugün intikam nağraları ile sol partileri, dtp'yi, kürt mahalleleri basan grup aynen pkk gibi bölücülük yaptığını niye fark etmiyor. bilirim kafası çalışan, sağduyulu, savaş istemeyen türk milliyetçileri de var. bölünmemek için belki de en çok size görev düşüyor. cesur bir biçimde bu eylemleri, bu sloganları kınayın. kitleyi yönlendirin. tepki duyan insanlar, kimleri alkışladığınızı bir düşünün.

keşke her türk asker doğacağına, birazı sosyolog, ekonomist, psikolog, öğretmen, mühendis, avukat... doğsaydı.

günün köşe yazıları

yaralı er ve yeniden yapılanan pkk
'bir grup vatandaş'la konuşulsun
che guevara dönemi bitti
savaşın kayıpları
uluslararası hava dönüyor: ben de bu yazının sonucuna bir katkıda bulunmak istiyorum. uluslararası havanın türkiye lehine dönmesinin bir nedeni de artık türkiye'yi yönetenlerin "kürt diye birşey yoktur." gibi kürtleri inkar edici ifadeler kurmamasıdır. aksine tanıma ve demoktartikleşme adımlarının atılıyor olmasıdır.

21 Ekim 2007

before sunset

filmi izlerken çok keyif aldık. hawke ve delpy karakterleri o kadar güzel canlandırıyorlar ki onların gerçekte bu karakterler olduğunu düşünüyorsun. cümleleri, mimikleri, hareketleri, duruşları, ... herşeyleri bir bütün halinde o karakteri veriyor. filmde bir buçuk saat boyunca hiç durmadan hayat, aşk, anlam üzerine konuşuyorlar. hem kişilikler hem de felsefeler çok güzel bir şekilde çatışıyorlar. depresif-pozitif, toplumcu-bireysel, ilkeli-pragmatist, vb birçok güzel çelişki üzerinden dönüyor konuşmalar. yaşamın içinden çelişkiler. her karesiyle dolu dolu bir film. bir de pariste dolaştığımız sokakları görmek çok heyecan vericiydi. etkilenip fotoğrafını çektiğimiz yerleri filmin de mekan seçmesi süper oldu. sanki biz yürüyorduk onlarla.

mulholland drive

mulholland drive'ı çok duymuştum. bazıları hiç sevmemişti. bazıları da hayatımın filmi falan demişti. biraz tedirgin bir şekilde izlemeye başladım. filmden en çok aklımda kalan iki muhteşem kadının muhteşem oyunculukları. alışık olduğum zaman kavramıyla filmi anlayamıyorum. sonra farkettim ki stephen hawking'in de değindiği paralel evrenler mantığıyla açıklanabilir. bu teoriye göre parallel evrenler var. biz bu evrenlerin hepsinde bir hayat yaşıyoruz. bir evrende aşk yaşayan insanlar başka bir evrende karşılaştıklarında ilk görüşte aşk yaşayabilirler falan filan. bu filmde sanki bu yapılmış. watts ile harring bir evrende sorunlu bir aşk yaşıyorlar. bu aşk watts'ın intiharıyla sonlanıyor. sonra evrenler kesişmesi mi ne oluyorsa artık, başka bir evrende watts ve harring karşılaşıyorlar. zaten ilk karşılaşmalarından itibaren aralarında bir çekim var. yalnız bu evrende ilişki kötüye sarmasın diye bazı tanrısal güçler müdahale ediyor. her neyse oyunculukları ve sahneleriyle güzel bir film olmakla beraber, senaryosu ve konusu beni pek sarmadı. hayatımın filmi diye niteleyen birine sorayım ben niye öyle diye.

19 Ekim 2007

günün köşe yazıları

ankara'ya hangi su geliyor
sınır ötesi harekat sanıldığı kadar tepki görmüyor: bu yazı bende şu kanıyı güçlendirdi: "türkiye'de atılmış demokratikleşme adımları, en az silahlı kuvvetler kadar belki de daha fazla bir şekilde pkk'nın var olma koşullarını yok etmektedir." bu yüzden eğer bu demokratikleşme adımları atılmaya devam ederse terör tarihinin en düşük seviyesine inebilir. ne yazık ki pkk bahanesiyle atılacak yeni demokratikleşme adımları engellenmeye çalışılıyor. hatta atılmış adımlar geri alınmaya çalışılıyor. şunu çok rahat söylüyorum: içten bir şekilde pkk'nın yok edilmesini isteyen biri varsa, demokratikleşmenin en büyük savunucusu olmalıdır. umarım dtp kapatılmaz, umarım adımlar devam eder, umarım pkk silah kullanmaya ikna edecek tek bir insan bile bulamaz...

kaz dağları'nı savunmak dış güçlere alet olmakmış: hep aynı terane. biri bu ülke için iyi birşey yapmaya görsün, hemen vatan haini ilan ediliyor.
tezkereyle gelen
eşref erdem: kürt politikası gözden geçirilmeli

referandum çoğunluğun diktatörlüğüdür

Bu günlerde çeşitli konular için referandumu mantıklı yol olarak savunanlar var. Mesela referandumla belirlenen anayasa demokratik bir anayasadır gibi bir yanılsamaya inandırılmaya çalışılıyoruz.

Bunun bir yanılsama olduğunu şöyle ispatlayabiliriz: Bir ülkede %70 B ırkı, %30 A ırkı olsun. Referandumla şöyle bir madde oylansın: Devlet dairelerinde sadece B'ler görevlendirileceklerdir. Eğer bu oylamadan evet çıkarsa, bu yasa demokratik mi olacaktır? Yoksa ülke içi çatışmaları yoğunlaştıran ve toplumsal huzuru tehdit eden bir yasa mı olur? başka bir örnekte şu olabilir: hayal edin ki almanya'da şu madde referanduma çıkarılmış: "bütün türkler sınırdışı edilsin".

* Referandum demokrasi maskesi altında çoğunluğun diktatörlüğüdür
* Yasalar toplum içinde farklılıkları koruyucu ve kaynaştırıcı olmalıdır
* Yasalar toplumsal aktörler arasında dengeyi sağlamalıdır (devlet-birey, sendika-işveren...)

referandumda ne yapayım

refaranduma gideyim mi gitmeyeyim mi?
gidersem evet mi diyeyim hayır mı diyeyim?

önceleri referanduma gitmemeyi düşünüyorudum. nedeni de uygulamadaki anlamsızlıklar. seçim yasasını seçime bir seneden az varken değiştiriyorsun sonra da bu bir istisnadır diye bunu oyluyorsun. 11. cumhurbaşkanı apdullah gül olsun diye bu gayrete giriyorsun, abdullah gül cumhurbaşkanı oluyor hala referandumda diretiyorsun. çıkışlarda oylanmaya başlamış referandumu oylama sürecinin ortasında değiştiriyorsun. çok ciddi kararlar olan maddeleri oyluyorsun ama savunduğun şeyin hiçbir nitelikli incelemesini yapmıyorsun, habire halka gidiyorsuz biz deyip duruyorsun. bu anlamsızlıklar böyle uzayıp gider.

sonra kararım değişti. gidip hayır oyu kullanacağım. türkiye'nin sadece %20'si bile oy kullansa sonuç hepimiz için geçerli olacak. bir önceki mecliste halkın neredeyse %50'sinin oyu meclise girememişti ama o meclis hepimizi 4 sene yönetmişti. eğitimde, sağlıkta, ekonomide, poliste istediğini yapabilmişti. yani anladım ki benim "bu ne saçma referandum, ben gitmeyeceğim" demem "fare dağa küsmüş, dağın haberi yok" misali oluyor. bu yüzden referanduma gidip hayır diye oyumu kullanacağım.

referandumun içeriğinde de evet denecek en ufak şey yok. seçim süresini niye 5 seneden 4 seneye indiriyorsun. ne anlamı var böyle bir değişikliğin. cumhurbaşkanını halkın seçmesi öyle tek başına olacak birşey değil. bütün sistemi düzgünce değiştirmen lazım. hele yok terordur yok ekonomidir yok rejimdir diye bir sürü problemin ortasında böyle bir değişikliğin gereği nedir. hele son madde yok mu, "biz şu yasayı ihlal edelim mi" diye oylatıyorsun. denecek laf yok.

hem içeriğine, hem uygulama yöntemine karşı çıktığım için hayır diyeceğim referandumun içeriği aşağıda (ntvhaber'den alınmış):
* Genel seçimler 4 yılda bir yapılacak.
* TBMM tüm kararlarında, üye tamsayısının en az üçte biri (184) ile toplanacak. Anayasa’da başkaca bir hüküm yoksa, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla karar verecek. Ancak karar yeter sayısı, hiçbir şekilde üye tamsayısının dörtte birinin bir fazlasından (138) az olamayacak.
* Cumhurbaşkanı; 40 yaşını doldurmuş, yüksek öğrenim görmüş, TBMM üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, halk tarafından seçilecek.
* Cumhurbaşkanının görev süresi, 5 yıla indirilecek; bir kimse, en fazla iki defa (5+5) cumhurbaşkanı seçilebilecek.
* Cumhurbaşkanlığına, TBMM üyeleri içinden veya Meclis dışından aday gösterilebilmesi, 20 milletvekilinin yazılı teklifiyle mümkün olacak. Ayrıca, en son yapılan milletvekili genel seçiminde aldıkları geçerli oyların toplamı yüzde 10’u aşan partiler de ortak cumhurbaşkanı adayı gösterebilecek. Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar, görev süresi dolan cumhurbaşkanının görevi devam edecek.
* Anayasa’nın, “seçim kanunlarında yapılacak değişikliklerin, yürürlüğe girdikleri tarihten itibaren 1 yıl içinde uygulanamayacağına” ilişkin maddesi, cumhurbaşkanı seçiminde dikkate alınmayacak.

16 Ekim 2007

günün köşe yazıları

emperyalizmin alçak hakemliği'ne direnen
kaz kafalılar
kürt sorununu görmek için büyütece gerek yok
güvercinlere saldırtmak üzere şahinler hazırlandı: bu yazı da çok ilginç bir durum var. dtp güvercinler olarak kendilerini, şahinler olarak ta dtp binasına kurşun sıkanlardan bahsediyor. buna rağmen haber öyle bir sunulmuş ki sanki şahinler olarak ordu, güvercinler olarakta pkk'dan bahsedilmiş. habere yorum yapanlarda okumaya gerek duymadan vermiş veriştirmiş.

15 Ekim 2007

beynam ormanı ve haymana kaplıcaları

bayram tatilinin bir kısmını doktora çalışmalarına ayırdım. tabi tatil yapmadan da olmaz. arkadaşlarla bir haftasonu etkinliği ayarladık. hızlı, neşeli ve muhabbet dolu bir haftasonu geçti. cumartesi öğlene kadar kahvaltı ve alışveriş faslını tamamladık. sonrasında yalın'ın taktir toplayan planını uygulamaya koyulduk. beynam ormanlarına doğru yol almaya başladık. önce kızılcahamam milli parkında çadır kurmayı düşünüyorduk. orada ayı olduğunu ve çadır için valilikten izin almamız gerektiğini öğrenince beynamda karar kıldık. beynam'a bir saatte vardık. mekanı dolandık. ankara'dan bir saat uzaklıkta böyle bir ormanın olmasının keyfini yaşadık. tabi sulak diyarların ormanı gibi renkli renkli, çeşitli ve neşeli değil. buna rağmen ormanda olmak ayrı bir duygu.

beynam ormanı

sonrasında hazır aldığımız mangalımızı yaktık ve etlere yumulduk. kav marka hazır mangal aldık. kömürlerin kızarmasını bekliyorduk ama sonradan anladık ki bu kömürler kızarmadan veriyor ısıyı. antrikot'u mangalın kral eti seçtik. domatesi de şöyle yapınca muhteşem oluyor: üstten bir kapakçık kesiyorsun, içine tuz ekiyorsun, sonra mangalın üzerine koyuyorsun. istediğin sıcaklıkta alıp, etin yanında parmaklarınla beraber yiyorsun.

ateşle eğlenirken

hava kararmadan çadırı kurduktan sonra yaktık ateşimizi. zaten gece ateşle oynayarak, yıldızları izleyerek ve muhabbetle geçti. kamp kurmanın belki de en güzel yanı bu geceler. sabahların da hakkını yemeyeyim. ormanda uyanmak ta çok güzel. hemen yürüyüp dolaşma isteği uyanıyor içinde. bir tek, gece çadırda uyuması mesele. boynum donarken, tulum içinde ki kısım terliyordu, yer rahatsızdı, çadır kalabalıktı... uyuyamadım bir türlü. çadırda kalmanın konforunu arttıracak herşey para vermeye değer.

sabah her türlü şoparlığımızla dolanırken

beynamı geride bırakıp haymana'ya doğru ilerledik. haymana'da uygun bir kaplıca bulup daldık. üç kişilik özel bir jakuzili oda kıraladık. ilk girdiğimizde ne muhteşem şeymiş bu diye sevinçle oynarken, onbeş dakikanın sonunda hepimiz bayılır haldeydik. girerken istersek bir saat daha kiralarız diye planlar yapıyorduk. ilk saati bile bitirmeye halimiz kalmadı. nesi faydalı bu kaplıcanın anlayamadık. haymanada şimdiye kadar yediğim en kötü kuşbaşılı pideleri mideye indirdikten sonra ankara yoluna çıktık.

yalın muhtesem uçurtmasıyla

köpeklerden tırsmışken

tarlaların arasından geçerken durduk ve yalın'ın teknoloji harikası, delta kanatımsı, çift ip kontrollü uçurtmasıyla oynamaya başladık. on tane kadar çoban köpeği hızımızı kesse de, yağmur durduramadı bizi. ip kopunca mecburen bıraktık oynamayı. sırılsıklam ve çamurlu bir halde bindik arabaya. çobanla muhabbetimiz de komikti. on tane çoban köpeği üzerimize doğru gelmeye başladılar. tabi biz dona kalıp köpekleri izliyoruz. köpeklerde adam adama markaj yaparak çevremizi sardılar. çoban bağırıyor ilerden "birşey yapmazlar korkmayın". biz ise "abi lütfen kurtar bizi, abi yapma al şunları..."

levent'ten sanatsal denemeler

doğaya, arkadaşlara, maddi imkanlara... hepsine teşekkürler ki böyle güzel bir haftasonu geçti.

not: oylum'dan picasa'nın fotoğrafları yukardaki gibi birleştirdiğini öğrendim. görüldüğü gibi bu özelliğin şeyini çıkardım.

günün köşe yazıları

kaz kafalılık sınavı
üç ay da boşa harcandı
dünyaya meydan okumak
hayatımız zamanaşımı
denenmeyen

9 Ekim 2007

akp terörü azaltabilecek kadar cesur ve yenilikçi mi?

hayır hayır hayır.
terörü önlemek kolay değil. hem çok cesur hem de çok yenilikçi olmak gerekiyor.
- abd'ye rağmen pkk'nın silah ve para gücünü kırabilecek adımlar atabilecek ama kuzey ırak'ta savaş girdabına bulaşmayacak kadar cesur ve yenilikçi
- kuzey ırak'ta fiilen devletleşen kürtlerle barış içinde kazan-kazan adımları atabilecek kadar cesur ve yenilikçi
- pkk'nın kışkırtmasına rağmen, kürtlerin demokratik taleplerinin önünü olabildiğince açabilecek kadar cesur ve yenilikçi
- halkı dışlamayan ve boğmayan güvenlik yöntemleri bulup, uygulayabilecek kadar cesur ve yenilikçi
- ekonomik pastanın olabildiğince eşit dağıldığı ve kalkınmanın olabildiğince ivmeli olduğu bir ekonomik program uygulayabilecek kadar cesur ve yenilikçi
olmak lazım. terörü önlemek üzerine ayrıntılı yazı bu bağlantıda.

akp hem muhafazakar milliyetçilerden, hem yeni bir çözüm yolu bekleyen kürtlerden hem de demokratik açılımlar bekleyen libarellerden oy aldı. dolayısıyla oy tabanı yukardaki yenilikçi ve cesur adımları atmasına izin verecek tek parti. ne yazık ki ideolojisi, kadroları ve oluşumu buna izin vermiyor. bu partinin kadrolarını bir arada tutan iki ortak konu var: ekonominin libarelleşmesi ve devlet kadrolarının muhafazakarlaşması. bunlar dışındaki hiçbir konuda eskisine göre yenilikçi sayılabilecek hiçbir adım atamadılar, atamıyorlar.

doğru akp'nin cesur davrandığı yerler yok değil. mesela::
- çok cesur bir şekilde kadrolaşıyor. hiçbir kimseyi, hiçbir kuralı takmayarak her noktaya kendi adamlarını yerleştiriyorlar.
- çok cesur bir şekilde özelleştiriyorlar. eline geçeni parası olan herkese çatır çutur satıyor. türk telekom gibi bir iletişim tekelini bile.

sözde cesur ama uygulamada eylemsiz olduklarına gelirsek:
- fikir özgürlüğünü sağlayacaklardı. hala yazarlar davalarla uğraşıyor.
- insan haklarında çok cesurlardı: kendi hazırlattıkları insan hakları öneri raporunun yazarları davalarla uğraşıyor.
- dokunulmazlıkları kaldıracaklardı. bir daha hiç bahsetmediler.
- devletin vatandaşı değil, vatandaşın devletini oluşturacaklardı: olur ha bir karakolda öldürülürsek ve de bir bakanın yeğeni falan değilsek "vatandaşın devleti" ifadesini öbür dünyaya taşırız.
- demokrasinin yıldızları olacaklardı: seçim barajına ellerini sürmediler.
- derin ilişkilere son vereceklerdi: trabzon'da linç grişimleri oldu hiç hamle yapamadılar, papaz öldürüldü hiç hamle yapamadılar, hrant dink öldürüldü hala adım yok.
- inanç özgürlüğünden bahsedip durdular: alevilerin cem evi'ni tanıyamadılar. özgürlükten anladıklarının bir tek türban özgürlüğü olduğunu anladık.
- kürtlerin demokratik açılımlarını destekleyeceklerdi: belediye başkanlarını görevden aldılar.
- ... siz ekleyin listenin devamını

6 Ekim 2007

milliyetçilik yanılsaması

bence milliyetçilik toplumları bir tek insanmış gibi algılama yanılsamasından doğuyor. mesela "ermeniler türk düşmanıdır." diyebilenler var. bunlar zannediyorlarki bütün bir toplum aynıdır. akılları nasıl alıyor bütün ermenilerin aynı olabileceğine. muhafazakar, liberal, demokrat, komünist, barıştan yana, savaştan yana... gibi birçok ermeni olabileceğini algılayamıyorlar. sanki ermenileri tek bir insanmış gibi düşünüyorlar. bu günlük hayatta edindiğimiz insanları tanımlama, sınıflandırma, değerlendirme yöntemlerini hiç zahmetsizce toplumlara uygulamaktır.
aynı yanılsama türkler algılamasında da var. mesela şu cümle "filan anlaşma türklerin zararına olacaktır." burada da sanki türkler tek bir insanmış algılaması var. mesela "elektronik eşyalara gümrükte vergi arttırılsa türklerin yararına olacaktır" diye bir yorum yapsak. sormak lazım hangi türklerin. eğer elektronik eşya üreten bir firma sahibiysem benim yararıma olur, ama normal bir orta sınıfsam bu daha kalitesiz malları daha pahallıya alacam demektir yani zararıma olur.

huckabees'i seviyorum (I heart huckabees)

bu filmi ben sevdim ve izlerken çok eğlendim. belirtmeliyim ki benden başka hiçbir arkadaşım sevmedi. temelde kişinin kendini aramasıyla ve varoluşçu felsefeyle ilgili bir komedi. varoluşçu felsefenin karamsar ve iyimser tarzları günlük hayattaki her ayrıntıya uyarlanmaya çalışılıyor. haliyle birçok abzürd durum yaşanıyor. bu felsefelerin uygulamasının iki farklı insan (biri kapitalist, işbilir, ikna edici, çekici ve eğlenceli, diğeri ise idealist ve itici) arasındaki gerilim üzerinden yapılması bence çok hoş olmuş. filmin bitiş cümlesi ise kendini arama olayıyla dalga geçmenin ana nedenini vurguluyor: ben nasıl kendim olamam ki! (how am i not myself). hıristiyan, muhafazakar bir amerikan ailesiyle geçen yemek ise muhteşemdi. o yemek sahnesinin türkiye'de kendini tanımlamanın temel unsuru olarak türk ve müslüman olarak gören muhafazakar bir aileyle yapıldığını düşünmekte ayrıyeten hoş oluyor. yeri gelmişken bu ne yaman çelişki: amerika'daki muhafazakarlar müslüman ülkelerdeki muhafazakarları şeytan olarak görüyor. müslüman ülkedeki muhafazakarlar ise amerika'daki muhafazarları şeytan görüyor. benzer bir şekilde türkler almanya'daki milliyetçileri şeytan olarak görüyor ve orada halkların kardeşliğini vurgulayan sosyal demokratara oy veriyor. öbür yandan türkiye'ye gelip halkların kardeşliğini bölücülük olarak gören milliyetçi ve muhafazakar partilere oy veriyorlar. hiç mi sorgulamıyorlar acaba bir yerde yanlış mı yapıyoruz diye.

başkalarının hayatı (The Lives of Others)

muhteşem bir film, muhteşem oyunculuklar. hele gizli polis teşkilatındaki rolüyle ulrich mühe. ulrich mühe'nin oyunculuğundan nasıl etkilendiğimi anlatacakken bir baktım temmuz ayında hayatını kaybetmiş. çok etkileyici bir filmde en etkileyici oyuncu olarak kalacak aklımda. film doğu almanyadaki komünist rejimde geçiyor. ulrich rejime idealist bir şekilde bağlı, ahlaki değerleri kuvvetli bir gizli polisi canlandırıyor. bir sanatçının evini dinlediği süreç onun rejime olan bağlılığı ile idealleri ve ahlakı arasında bir çelişkinin oluşmasına neden oluyor. bu film benim şu incancımı daha da güçlendirdi: "bireysel özgürlükleri kısıtlamanın hiçbir haklı nedeni olamaz". film ayrıyeten korkuyla yönetilen ve yönlenen bir rejimin katılaşmasına çok güzel bir örnek. devletin hareketini ve siyasetini belirleyen en önemli güdülerden biri düşmanların onu yıkmaya çalışması olunca, devlet katılaşıp kendi sonunu hazırlıyor. bir ülkenin ve rejimin düşmanları olmaz demiyorum ama temel güdü bu düşmanlardan korku olunca sonuç faciya oluyor.

takva

filmi çoğu arkadaş beğenmedi. ben bir ölçüde beğendim. bilmediğim bir alemi, tarikat alemini anlatıyordu. film olarak zayıf buldum ama yeni birşeyler anlatıyor. temel konusu kendini allaha vermiş ve hayatını tertemiz kalmaya adamış birinin sorumluluklar alması ile kirlenmeye başlaması. ana düşünce şu diyebiliriz: "başkalarını etkileyen kararlar alan bir konumdaysan temiz kalamazsın. her kararın bir temiz bir de kirli yanı olacaktır. eğer mutlak temizliğe kendini adamışsan, bu sorumluluğu kaldıramazsın." arka fonda da tarikatın işleyişi var. atatürk cumhuriyet devrimiyle bütün tarikatları kapattı. aradan geçen 80 yılda diyebilirimki toplumdaki en etkin örgütlenmeler gene tarikatlardır. 5-10 sene önce arena'da çıkmıştı. bir köydeki tarikatta bir müridin yükselme töreni olarak tarikat şeyhi cinsel organını öptürüyordu. hatta öpenlerden biri teğmendi. tarikatlar konusu üzerine düşünmeyi hak ediyor.