26 Mayıs 2008

Bugun Kendimi Bir Filme Kattim

Bu sabah bir film izledim. Konusu İrak savasinda gorev sureleri biten askerlerin evlerine donduktan sonraki yasadiklari uyum sorunuydu. Savas esnasinda soguk kanliligini sonuna kadar koruyan bir doktorun savas sonrasi ilk gununden itibaren sorunlar karsisindaki zayifligi. Evlerine donen askerlerin toplumdan sonsuz bir anlasilma istegi duymalari. Sorunlari cozemediklerinde de bu kadar cabuk bir sekilde silahlarina sarilmalarina sahit oldum. Kiz arkadasindan istedigi sekilde sevgi alamayan askerin kiz arkadasinin calistigi cafeyi basip herkesi esir almasini, ogluna uyguladigi fiziksel saldiriyi kendi icinde hazmedemeyen doktorun silahla kendine zarar verme istegine sahit oldum. Yasadigimiz kotu ve stresli gunlerin insani nasil degistirebildigine savasin gozuyle baktim.Ve savasin boyutunu degistirdigimde aklima gelen boyutlari "sinav oncesi hazirlik ya da okul hayati , kotu giden bir evlilik, kotu giden bir is hayati, kotu giden bir birliktelik " Bunlar icinde istemesekte uzun sure kalacagimiz savaslardi. Ve bu savas esnasinda ve sonrasinda yasanmasi muhtemel travmalarimizi kim ne kadar biliyor ve anliyor? Buna da kizilmaz ki, buna da bu kadar abartili tepki verilmez ki dedigimiz insanlar kendi hayatlarinda hangi savasa maruz kaliyorlar kimbilir? Yan yana ic ice yasadigimiz insanlarin hayatlarinda ki savaslari goremiyoruz, ama kim bilir hangi savas icinde yasiyor ne sakatliklar geciriyor ne travmalara maruz kaliyorlar. Yan yana yasanan milyonlarca savasan , yan yana milyonlarca sakat , yan yana milyonlarca kaybedenle yasamak!!
BUGUN KENDİMİ BİR FİLME KATTİM

16 Mayıs 2008

aklınla düşün kalbinle karar ver

"aklınla düşün, kalbinle karar ver" oldukça kullanılan bir cümle. bu cümleyi daha ayrıntılı tanımlama ihtiyacı içindeyim. kader çok çarpıcı bir film. sadece akıl üzerine kurulu bir dünya ile tutkular arasındaki uçurumu çok etkili bir biçide aktarıyor.

akıl ile düşünmek, duyguların düşünceleri yönlendirmesine izin vermemektir. öfke, kaygı ve depresif haller düşüncelerimizi de yönlendirir. bunların müdahalesine izin vermeden seçim yapacağımız konuyu ölçüp biçebilmek akıl ile düşünmektir.

kalbinle karar vermek ise seçimi duygularına bırakmaktır. bu durumda aklınla düşünüp seçimleri değerlendiriyorsun. sonra duygularını dinleyip seçimini yapıyorsun.

bu yöntem duygularımız yüzünden kendimizi kandırmamızı engeller. bunun yanında aklımız doğru dediği için duygularımıza rağmen seçimler yapmamıza da engel olur. yani kendimizi kandırmadan duygularımızı dinleyebilmektir. klasik örnek üzerinden gidersek ne sırf parası için sevmediğin biriyle evlen, ne de tutkunun kölesi olup bir katilin, serserinin peşinden sürün.

15 Mayıs 2008

köklü değişimlerin duygusu (depresyon, duygusal akıl 5)

öfke, kaygı ve depresyon halleri uzak durulması gereken duygular olarak konuşuldu hep. halbuki hepsinin kendince çok ama çok önemli yanları var. insanlığın buraya gelmesine katkıda bulunmuşlar. öfke sayesinde kendimizi çabucak koruruz ve rahatsız edici etkiyi berteraf ederiz. kaygı sayesinde olabilecek tehlikelere karşı ön hazırlıklar yaparız. peki ya depresyonun ne faydası olabilir? kendini kötü hissettiğin, mutlu olduğun aktivitelerden uzaklaştığın, yalnızlaştığın bir durumun neyinden faydalanabiliriz ki! üstelik bir çok televizyon programında, kitapta, gazetede depresyondan nasıl kurtulursunuz öğütleri verilirken kim faydalı birşeydi bu depresyon diye iddia edebilir?

ulaş'ın cümleleri şaşırtıcı ve kışkırtıcıydı: "ben depresyonu çok severim. hayatımda önemli kararları depresyon sayesinde aldım. iş, mekan ve sosyal çevre değişiklikleri depresyon dönemlerinde oldu. çıblak beni yaşadığım anlardır."

ben bu kadar sevmiyorum bayılmıyorum depresyona ama önemini algıladım. artık depresif hallere bir hastalıkmış gibi yaklaşmam. depresyon çok önemli birşeylerin devam ettirilemediğini sürdürülemediğini söylüyor. depresyon bu durumu düzeltmek için derin düşüncelere dalmamızı sağlar. Bizi oyalayıcı aktivitelerden uzak tutar. geçmişin yaşını tutmamız ve geleceğe yeni şeklini vermemiz için bize zaman yaratır. bir evlilik sürdürülemiyorsa depresyon ayrılığın yolunu açıp bizi kurtarır. bir yakınımızı kaybettiğimizde depresyon onun yasını tutup onsuz bir dünyaya geçişi sağlar. iş yerinden memnun değilsen depresyon seni işinle ilgili ciddi kararlar vermen için yönlendirir. değişmesi gereken çevremiz değil de biz isek depresyon tekrar devreye girer.

peki ne zaman bu depresyonu kontrol altına alacağız. mesela iş yerindeki sıkıntıların aile yaşamını bitirecek duruma geliyorsa müdahale edeceksin. tersi de hoş değil. evdeki sıkıntıdan dolayı depresif hale girip iş yerini ihmal ediyorsan kontrol edeceksin. böyle durumları nasıl kontrol edebiliriz. depresif haldeyken bize mutluluk verecek aktivitelerden düşüncelerden uzak durup üzücü şeyler seçeriz. bu durumda bilinçli olarak gidip dram yerine komedi filmi izlemek, bize keyif veren aktiviteler yapmak, arkadaşlarla muhabbette olmak kontrol etmemize yardımcı olabilir.

peki ya depresyon çok fazla uzayıp bir yaşam biçimi haline geldiğinde ne yapabiliriz? buna en güzel cevaplardan birini duvara karşı vermişti: "ya dünyayı, ya dünyanı ya da dünyaya bakışını değiştir".

kanal türk

her yerde tartışılıyor kanal türk'ün fettullah'a yakın bir gruba satılması. her kesim "nasıl olur da tuncay özkan fettullahçılara satar?" sorusuyla ilgileniyor.

kemalistler şaşkın, kızgın ve kırgın bir haldeler. tuncay bunu nasıl yapar diyorlar. depresif sinyaller veriyorlar.

akp'ye yakın çevrenin keyfi yerinde. dalganın, fıkranın belini kırıyorlar. olayın tadını çıkarıyorlar.

yalnız kimse "neden fettullahçılar kanal türk'ü alır?" sorusunu irdelemiyor. bu sorunun cevabı ekonomik değil. kanal türk'ün hem çalışan profili hem de izleyicileri fettullah'tan uzak bir kampta. dolayısı ile fettullahçılar için ekonomik açıdan bu kanalı almak parayı çöpe atmak gibi. peki o zaman, neden fettullahçılar kanal türk'ü aldı?

11 Mayıs 2008

lise arkadaşları

haftasonu istanbul'a gittim. hem büyük bir şanssızlık sonucu beyninde tümör çıkan lise arkadaşımı görmek hem de başka bir lise arkadaşımın düğününe katılmak için düştüm yollara. neyse ki arkadaşım tümör ile mücadelesini kazanmış ve oldukça da iyi durumdaydı. diyeceğim birbirinden oldukça farklı duyguların bir arada olduğu bir yolculuktu. daha önce de çocukluk ve lise üzerine yazmıştım. anlaşılan yazacak daha çok şey var.

lise arkadaşlarını tekrar görmek çok farklı duygular getiriyor. tam kanımızın deli aktığı yaşlar beraber yurtlarda yatılı kalmışız. o zaman yaşananlar o kadar yoğunmuş ki yıllar sonra arkadaşlarımı gördüğümde sanki muhabbet nerde kaldıysa oradan devam ediyor. birbirimizin hayatlarına dair pek bir bilgimiz olmasa da üniversite ve sonrasında çok farklı deneyimlerin içinde olsak da sanki hala lisedeymişcesine birbirimize bakıyoruz. geçmişe özlem değil hissettiklerimiz. yanyana oturduğumuz arkadaşların şu andaki durumuyla kendimizi kıyaslamak değil. çıkar ilişkisi hiç değil. aramızda hiç bitmeyecek bir bağ oluşmuş artık. nerede ve ne zaman olursa olsun karşılaştığımızda birbirimize sanki lisedeymiş gibi yakın olacağımızı biliyoruz. belirtmeden geçemeyeceğim. arkadaşlarla konuşurken fark ettik ki kopya çekişlerimizin bize faydası çok olmuş. entellektüel zekaya dayalı eğitimde iş birliği, ekip çalışması, korkularla yüzleşme, yaratıcılık... gibi bir çok yetenek örgütlü kopya aktivitelerimizde gelişti.

lisede de güçlü bir kişiliği vardı, şimdi de öyle. kanser koparamamış hayata bağını, eğlenceli algılayışını. "umarım iyidir" diye korkuyla gittim kapısına. o onca ameliyat ve tedavinin arkasından ayakta, dimdik ve gülerek karşıladı bizi. güzel muhabbeti ve olayları tiye alışı sayesinde hasta ziyareti değil de güzel bir eğlenceye gitmiş gibi olduk. tedavinin iyi bir durumda olduğunu ve hayatına öncesinde olduğu gibi devam edebileceğini öğrendik. bekliyorum ankaraya gelişini.

hey gidi sıra arkadaşım kemal hey. dağmatlık yakışmış sana. gelinimiz boşnaktı. bu sayede boşnakların o güzel halayını gördük. underground'ın müziklerini hatırlatan ezgilerle halaya durdular. çok inceledim, aralarına karışıp yapabilir miyim diye. çıkaramadım, karışık geldi. boşnaklar hem kadınlarının güzelliği hem böreklerinin lezzeti hem de halaylarıyla hatırlanacaklar bende. kemal, kardeşleri ve anne babasının hep beraber harmandalı oynayışı izlemeye değerdi. tabi ben alışmışım doğu yöresi tarzı halaylara. halayın çeşitli hallerinin döndüğü düğünlere. gelin boşnak, dağmat efe olunca halay işi bize kaldı.