30 Mayıs-8 Haziran 2008 tarihleri arasında Polonya’nın Gdansk ve Varşova şehirlerinde “Crossing the Borders” temalı 4 ülkenin katıldığı bir Avrupa Birliği projesine katıldık. Çok güzel bir deneyimdi hem katılımcılar için hem de grup lideri olarak benim için. İlk gün genel olarak gençlik değişiminin amaçlarından bahsettikten sonra grup ısınma oyunları ile başladık.
Foto1: Çalışma mekanımız ve grubumuz
Foto2: Özge ve Anna-Pia, Arzu ve Monica birbirlerini karşılıklı sorular sorarak tanımaya çalışıyorlar.
Yerel halkın geleceği evsizler için yapılmış bir festivale gittik aynı gün. Mekan, yemekler harikaydı. Evsiz insanlar için müzikli danslı ve bizim de gösterilerimizin olduğu bir akşamüstü düzenlediler.
Foto3: Stick fighting, contact improvisation, dans ve bir isim etkinliğini izleyenler.
Bu gün yorgun olmamıza rağmen epey uzadı, geceyi de ellerimizde ateşler, votkalar, müzik aletleri ile kumsalda karşıladık, gece 22:30’da anca batan güneşe ve serinliğe gömüldük. Macarca, Türkçe, Polonyaca şarkılar eşliğinde projenin güzel geçeceğine dair inancımız yükseldi, ilk günden kaynaşan bir grup olduk. Tabi bunda bizim ekibin oynattığı oyunlarında çok önemli rolü var, özellikle bir arkadaşımızın “close your eyes” yerine “shut your eyes” demesi ve bu durumu hiç İngilizce bilmeyen birinin bile anlayıp düzeltmesi gülmeye değerdiJ Ya da “Mavilim” şarkısının Arzuca yapılan tenhada sözcüğü üzerine vurgulu yorumu ve Polonya votkalarının muhteşem tadı, zaten ne kadar çok içtiğimizi size fotoğraflarla kanıtlayacağım ilerde.
Foto4: Çığlık oyunu ve teflerle kumsal eğlencesi
Gelelim ikinci günün sabahına…Program farklı grupların önce kendilerini tanıtan atölyeler yapması daha sonra da karışık gruplarda sınırları aşmak temalı bir ürün ortaya çıkarmak üzerine kuruluydu. İlk gün İngiliz grubun (aslında milletlere göre grup ismi verilmesi hoşuma gitmiyor ama grubu tanımlamak için de en iyisi bu çünkü 3 kız da Londra’da yaşıyor, ancak biri İspanyol, biri Amerikalı) çağdaş dans içerikli atölyeleri vardı, hem ısınma çalışmalarını onlarla yaptık, hem de bize kendi danslarından çeşitli figürler öğretmeye çalıştılar, ben dahil (ki bu konularda çok beceriksiz ve ayrıca yeteneksiz olduğumu düşünürüm) herkesin yapabileceği çizgilerde, neşeli danslardı. İşte kanıtı…
Foto5: Yerde bir dönüş hareketi denemesi, Zeynep’in sıkılarak nefes alışı
Toplam 4 gün süresince 4 farklı atölye çalışmasına katıldık. Bizimki sınırları aşmak konulu yaratıcı drama atölyesiydi, tek liderli değil çok liderli bir atölyeydi. Özellikle Arzu’nun “This is the border, don’t talk” yönergesi çok konuşuldu, hatta performans ta bile yer aldı. Heykel çalışmaları, grup doğaçlamaları, kullandığımız müzikler ve ayna çalışmaları yerindeydi, hem duygunun geçmesini sağladı, hem de sınırlarımızı düşündürttü. Dansçıların doğaçlamaya, bedeni mimik ve jestleri kullanmaya ne kadar yatkın olduklarını görmek, beni şaşırttı.
Foto 6: Fotoğraflar üzerinde grup çalışmaları, bir yürüme çalışmasından
Bir sonraki atölye Alman grubun “stick fighting” (sopalarla dövüş) çalışmasıydı ve bunu kumsalda yaptık. Öncesinde Poulina’nın yoga çalışması vardı, sonra boyumuzdan daha uzun sopalarla ter attık. Stick fighting’ten çok ben hocamız Arun’un liderlik tarzını sevdim çünkü kendi bildiğini öğretmeyi hedeflemektense herkesin bir öğrenme biçimi ve en önemlisi hızı olduğunun farkında. Kişileri bu hıza ve stile saygı duymaları konusunda uyarıyor. Çok farklı bir deneyimdi, acaip terledik ama en güzeli sonunda hep beraber Baltık denizinin sularına cosssladık.
Foto7: Poulina’nın yogası, iki kızımız dövüşürken.
Benim için inanılmaz kötü geçen ve sadece yapıyormuş gibi göründüğüm, zamanı saydığım tek atölye “contact improvisation” idi. Aslında müthiş bir dans, bununla ilgili Varşova’da çok güzel bir ikili gösteride izledik ve ben hayran kaldım, ama bunu benim yapabilme şansım sanırım yok, bedeni kaldırmam olanaksız görünüyor, sadece yerlerde süründüm, ancak bizim grubun cesurları Türklerin gururu oldular. Sağolsunlar…
Foto8: Ayakta duran kızlar bizleriz maalesef, gerçek bir “reaching” denemesi
Atölyeler dışında akşamlarda grubun dağılmasını önleyecek şekilde planlanmıştı. Örneğin bir akşam masaj yaptık birbirimize, bir akşam “contact jam” (müzikle beraber ısınmadan sonra dans gibi), bir akşam uluslar arası gece (ki Arzu zeybek öğretti), bir akşam mangal partisi gibi. İşte o anlardan…
Foto9: Pink Martini eşliğinde dans, eller yere deymeden
Her grubun kendi atölyesini yürütmesinden sonra karışık gruplarda da atölye çalışmaları yapıp ortaya doğaçlama, dans içeren yaratıcı bir ürün ortaya koymaya çalıştık. Grubumuzun domates fobisi unutulmazdı, sağolsun Özge...
Bizim grubun çalışmasından kareler…
Foto10: Anna-Pia ve Poulina, ayaklarımızı kameradan izlerken
Bu ürünleri koreograf arkadaşımız bir araya getirerek bir performansa dönüştürdü ve yerelde ses getiren övgü alan bir performans olduğu söylenebilir.
Gençleri kaynaştıran, önyargılarını yıkan, yaratıcı olmalarına fırsat tanıyan, farklı ülkeler görmelerini dolayısıyla farklı kültürler öğrenmelerini sağlayan AB projelerinden umarım her genç yararlanabilir. Biz şanslılardandık…
NOT: Bu yazıdaki fotoğrafların tamamı Tomesz Piotrowski tarafından çekilmiştir.