28 Nisan 2009

günün köşe yazıları ve haberleri

deniz feneri dosyasinda yaşananlar tam bir fiyasko. bu yaşananlar demokrasi, hesap verilebilirliği gelişmiş bir ülkede adalet bakanını istifa ettirir. bizde ise yalan söyleyenin yüzünde en ufak bir kıpırtı bile olmuyor. 63 gündür beklenen çeviriye gerek yok mu? deniz feneri dosyası türkçe gelmiş.

cerrah'i kim durduracak? memleketimdeki yöneticilerin sorumluluğu hep başkalarına atmaları ne zaman son bulacak? ne zaman güvenliğimiz, sağlığımız, geleceğimiz, ... yöneticilerin vicdanına bağımlılıktan kurtulacak? azıcık vicdan lütfen

üniversitelerin bugünü ve geleceği üzerine düşünceler tetikleyen bir yazı: on yıl sonra üniversiteler boş kalacak

en güldüğüm yazı başılığı şu oldu: krize karşı en gizemli politika türkiye'de.

ekonomik krizin türkiye için başka başka krizlere dönüşmesinin eşiğindeyiz. bu çıkacak bütçe kanununu durdurabilme yetisi var mı demokrasimizde? 2001 öncesine dönüş mü?

bir an ümitlendiydim, başka bahara : bahçeli çılgına döndü

23 Nisan 2009

koşu ve ayakkabı

Düzenli koşmaya çalışıyorum. Ayakkabı seçiminin önemli olduğunu biliyordum ama pek üstünde durmadım, rastgele aldığım bir koşu ayakkabım var. Daha sakatlanmadım ama bazen dizim, ayak bileklerim falan ağırıyor. Almanya'da yaşayan bir arkadaş anlattı. düzenli koşmaya karar vermiş. uzun süredir giydiği bir spor ayakkabısını alıp mağazaya gitmiş. Aşınan bölgelere bakarak bir ayakkabı önermelerini istemiş. Adamlar onu koşu bandında bir süre koşturup ayak şeklini belirlemişler ve ona uygun bir ayakkabı vermişler.

Özendim, ben de Türkiye'de böyle bir mağaza var mıdır diye biraz bakındım, bulamadım. Internetten araştırdım, nasıl ayakkabı seçilir diye. Ayağımız yukarıda da gösterildiği gibi üç farklı şekilde basabiliyor. Islak ayak testi yapıp nasıl bastığınızı bulabilirsiniz. Islak ayakla biryere basın ve ayak izini aşağıdaki resim ile karşılaştırın.




Supinator=dışa basma=high, overpronator=içe basma=flat yada normal olduğunuza karar verdikten sonra, adidasın internet sitesindeki shoefinder özelliğini kullanarak en uygun ayakkabıyı bulabilirsiniz. Orda basma şeklinize göre size uygun modellerden bir liste yapıyor.

Başka markalardan alırken ayakkabının özellikleri arasında aşağıdaki terimlerin bulunmasına özen gösterin. Bahsedilen özellik sadece o tip ayaklar için geçerli.

cushioned : supinators
stability : normal
motion control: overpronators
Çok önemli bir nokta; supinator=dışa basan birinin motion control almaması yada overpronator=içe basan birinin cushioned ayakkabılardan uzak durması gerekir. Bence ayağınızın basma şekline göre şuanda kullandığınız koşu ayakkabınızı bi gözden geçirin. Bunları öğrendikten sonra ayakkabımı inceledim ve altında"stability" yazdığını gördüm.

kaynak:
http://www.runnersworld.co.uk/news/article.asp?UAN=481 http://www.sw.org/web/patientsAndVisitors/iwcontent/public/tembel_health/en_us/html/tembelhealth_fallfitnesschallenge.html

20 Nisan 2009

merkezdeki problem ve çözüm: yargı

cumhuriyet nasıl korunur sorusuna cevabım: insan haklarına ve örgütlenme hakkına öncelik tanıyan bir anayasa ve denetlenebilir yargı süreci
kürt sorununda terörden uzun vadede nasıl kurtuluruza cevabım: insan ve örgütlenme haklarına saygılı bir anayasa ve denetlenebilir yargı süreci
derin devletten nasıl kurtuluruza cevabım: insan haklarına ve örgütlenme hakkına öncelik tanıyan bir anayasa ve denetlenebilir yargı süreci
inanç ve inançsızlık özgürlüğü (bendeki tanımı devletin dinden elini sonuna kadar çekmesidir) nasıl sağlanıra cevabım: insan haklarına ve örgütlenme hakkına öncelik tanıyan bir anayasa ve denetlenebilir yargı süreci

acaba abartıyor muyum? bu olayların birçok farklı yönü var. hiçbiri için gümüş bir mermi yok. yani "çözmesi çok kolay problemler bunlar, sadece şunu yapacaksın herşey düzelecek" saflığıyla bakmıyorum. yalnız çözümün en önemli anahtarlarından biri olarak anayasayı ve yargı sürecini görüyorum. bu konularda iyileşme olabileceğine dair umudum hiç bu kadar artmamıştı. aşağıda bu konularla ilgili bugünkü köşe yazılarını paylaşıyorum:

rıza türkmen gerçek bir hukukçu kimliğiyle 12. dalgayı değerlendiriyor: dalga dalga arama ve gözaltılar

tarhan erdem de yargıda yönetim sorununa eğilmiş.

yıldırım türker de türkan saylan'ı seviyor musunuz? sorusu ile hem türkan saylan'a saygısını sunmuş hem de türkan saylan'ın yaşadığı problemlerin çok daha ağırının tam şu anda başkaları tarafından başka davalarda yaşanmaya devam ettiğini ortaya komuş.

17 Nisan 2009

ergenekona karşı olmak ya da olmamak

muhabbetlerin bir parçası haline geldi: "ergenekona karşı mısın değil misin?" yaşanan problemlerde tarafımızı bu soru üzerinden belirlememizin enerjiyi boşa harcamak olduğunu düşünüyorum. uzun vadede bizi yönlendiren bir soru değil bu: karşı mısın değil misin? son profesör dalgası apaçık herkese göstermiştirki bu davada büyük problemler vardır. yine de bu davaya karşı olunamayacağını düşünüyorum. tepkimizi ve mücadelemizi de ergenekon karşıtlığına yönlendirmek yerine, hızlı işleyen, güvenilir, adil, bireyi ezmeyen, özel yaşama müdahale etmeyen, insan haklarına saygılı bir yargı sürecine yönlendirmeliyiz.

neden ergenekona ne karşı olunabilir, ne de taraf olunabilir diye düşünüyorum? birçok şey gibi ergenekon da siyah ya da beyaz değil. bu konuya üç açıdan bakıyorum. bunlar: ergenekonun umut olmasını sağlayan içeriği, ergenekonu siyasi komplo olarak adlandırmaya itecek içeriği ve yargı süreci.

umut ergenekon
insanları ölümle tehdit eden dokunulmaz kişiler vardı. memlekete darbeyi uygun gören dokunulamaz kişiler vardı. faili meçhullerin, hrant dink'in katlinin, malatya'da boğaz kesmelerin arkasında parmağı olduğundan şüphelenilen ama bir türlü dokunulamayan kişiler vardı. işte ergenekon bu kişilere sonunda dokunulduğunu göstererek umut oldu. memleketin katillerden, çetelerden ve darbecilerden kurtulabileceği umudunu verdi. bu umut bende hala devam ediyor.

siyasi komplo ergenekon
ergenekonun daha başından beri bunun bir "siyasi komplo ve derin darbe" olduğunu öne sürenler vardı. türkan saylan'ın içinde olduğu 12. dalgaya kadar bu düşünceye pek prim vermedim. şu anda bu düşüncede de haklılık payı olduğunu düşünüyorum. bütün resmi açıklamasa da bir kısmını açıklayabilir.

yargı sürecinde görünen sorunlar
- çok sayıda kişinin çok kolay dinlenmesi: hükümete muhalif olan birçok insan acaba benim de telefonum dinleniyor mudur korkusunu yaşıyor. ortaya çıkan dinleme verilerine bakarsak bu korkuda haklılar. birini dinleyebilmek hangi kriterlere bağlı? bu kriterleri kimler denetliyor? denetleyenlerin bağımsızlıkları var mı? haksız dinlemelerin cezası nasıl veriliyor?
- yeterli şüphe: türkan saylan'ı göz altına almak ve evini aramak için yeterli şüphe neydi? şüphenin yeterli olması için kriterler nelerdir? bu kriterleri kimler denetliyor? denetliyenlerin bağımsızlıkları var mı? hatalı uygulamalar nasıl cezalandırılıyor?
- kişisel hayata müdahale: mesela türkan saylan'ın evinde el konulan şeyler ne kadar mantıklı? bir kişinin evini ararken el konulabilecek malzemelerde uygun kriteri kimler belirliyor ve uyguluyor? ...

sorunların kaynağı ve iyimser senaryo
ergenekon davasında çıkan sorunların kaynağını tamamen yargı sürecinde görüyorum. evet fettullah birşeyleri yönlendiriyor olabilir. burada sorumlu fettullah değildir. yargı sisteminin yönlendirilebilir ve haksız muameleler doğurabilir olmasıdır. yargılama sürecindeki bu problemler akp hükümeti ile ortaya çıkmış problemler değildir. bunu araştırmak isteyenler pınar selek davasını ya da kürt meselesiyle ilgili birçok davayı araştırabilirler. iyimser bakarsak ergenekon davasındaki yanlışlıklar türkiye'de yargılama sürecinin düzeltilmesi için yeterli bir kamuoyu ve irade oluşturacaktır. bu yüzden tepkilerin ergenekona karşı değil, yargı sürecindeki aksaklıklara yönlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. zaten türkan saylan da gözaltı sonrası yaptığı konuşmada bu davayı değil, hukuk sistemini gündemine almıştır.

16 Nisan 2009

avatardan utanç, öfke ve gurur üzerine


avatar deyi bir cizgifilm var. butun bolumleri bitirdim, bazilarini 4 kere falan izlemisimdir. hala da denk geldikce izlerim. bir bolumde ofke ve utanc iliskisi ile ilgili bir konusma vardi. sizlerle avatarda gecen diyalogu paylasiyorum.

(iroh zukoya yildirim yaratmayi ogretiyor. zuko yildirim yaratmaya calisiyor)
zuko: neden yapamiyorum? yildirim olusacagina, hep yuzumde patliyor. tipki, yaptigim her seyde her zaman oldugu gibi.

iroh: ben de bunun olabileceginden korkuyordum. icindeki kargasayi halletmeden, yildirima soz geciremezsin.

zuko: ne kargasasi?

iroh: zuko, eger icindeki ofkeyi disari atmak istiyorsan utanc duygusundan da kurtulmalisin.

zuko: utanc duymuyorum, her zaman oldugu gibi gururluyum.

iroh: prens zuko, gurur utancin zitti degildir, fakat kaynagidir. utanc duygusunun panzehiri sadece tevazudur.

hepinize avatari tavsiye ederim. biz cocukken voltran vardi. onun yerine avatar olsaydi birseyler farkli olabilirdi.

8 Nisan 2009

güzel bir analiz

guzel bir yazı olmuş. bu analiz ne derece doğru merak ediyorum: devrim sevimay ile sencer ayata soru cevap

7 Nisan 2009

kurtar bizi obama


bir obama rüzgarı esti memlekette. ne rüzgarı fırtına gibiydi adam. herkes ayakta alkışlıyor. sanırsınız türkiye'yi dertlerinden bu adam kurtaracak. hızını alamayıp "obama için 3 şey diyorum: dürüst, duyarlı, dost" diyenler bile var. galiba akplilerimiz adamı şöyle görüyor: "kesinlikle dindar bir müslüman ama saklıyordur. yok yok mehdi bile olabilir. gel yanağından öpeyim." chplilerimiz şöyle düşünüyordur: "laik demokrasi atatürkçülük de canımı ye. ruhban okulu ve ermeni konusunu da duymamış olayım. al şu kitapları oku bakiyim." libarellerimiz: "amerika insan haklarının savunucusudur, artık kimse kolay kolay insan haklarına karşı gelemeyecek. yaşasın obama" milliyetçilerimiz: "türkün türkten başka dostu yoktur ama bu adamda sempatik hani." kürtlerimiz:"al sana mardinden kol düğmesi ver bana özerklik." basınımızda ise tam bir bayram havası. obama'nın her hareketinden anlam çıkarmalar. nasıl da güzel, nasıl da efendi, nasıl da sempatik, nasıl da ... bir insanı övmek için sözlükte ne kadar kelime varsa bunları kullandılar.

allah'ım ne olur başımızdan bu melek insanı, nur yüzlüyü, yüce insanı obama'yı eksik etme.

öncelikle hakkını teslim edeyim. bu kadar iyi konuşan bir lider görmemiştim. öncelikle her hassasiyeti, bakışı anladığını hissettiriyor. güçlü duruyor. hayalperest gelmeyen bir özgürlükten, adaletten ve barıştan bahsediyor. yan çizmeden, kıvırtmadan güvenle konuşuyor. "diyorsam yaparım" cümlesini seslendirmeden bütün duyulardan veriyor. ben böylesine güzel konuşan, ikna yeteneği yüksek birini görmedim. karşısındaki herkese saygı duyduğunu, içten olduğunu gösteriyor. erdoğan seçimden bir ay önce obama gibi konuşmaya başlasaydı akp %45'i geçerdi. baykal son iki yıl böyle konuşsaydı chp iktidar bilem olurdu.

peki o kadar köşe yazarından hiç biri şuna kafa yormaz mı: amerika bizden ne istiyor? obama öylesine hatır sormaya mı geldi? gönül almaya mı geldi? yahu ne istiyorlar bizden hele buna cevap bulun. adamın kaşıyla gözüyle sonra ilgilenirsiniz.

satır aralarından çıkardığım kadarı ile türkiye'den istenebilecekler şunlar olabilir:

- amerika'nın afganistan'da ölümle burun buruna gelebilecek askere ihtiyacı var. bizim askerlerimizi gözüne kestirmiş.
- rusya'yla işler kızışabilir. rusya'nın çevresinde kullanabileceği askeri üslere ihtiyaç var.
- ırak'tan çekilecek ama ırak'ta kendi yarattığı bombayı kucaklayacak birini arıyor. ırak'ın bütünlüğünü korumaya odaklanmış, iran'la burun buruna gelebilecek birini arıyor. bu tanıma uygun bir ülkeyi tanıyor musunuz?
- iran ile diplomasiyi sonuna kadar zorlarız ama sözün bittiği yerde kavga da ederiz diyor. e peki o kavgada yani savaşta yanında kimin olmasını istiyor?

pes pes hiçbir şey diyemiyorum.