28 Mayıs 2009

beyin: kişiliğimiz

ntv'nin bilim dergisiyle dağıttığı beyin belgeselinin ikinci bölümünde kişilik kavramı işleniyor. bu bölümden aklımda kalanlar şöyle:

bizi biz yapan beş bine yakın karakter bileşeni varmış. bu bileşenlerdeki farklılıklar farklı bizleri oluşturuyor.

kişiliğin önemli kısmı genetik miras ve çocukluk tecrübesi.

çocuklukta adrenalin yoğun anlarda yaşadıklarımız ve sıkça yaşadığımız deneyimler, büyüdüğümüzde tekrarladığımız senaryolara yani kişiliğimize dönüşüyor.

öfkeli birinin açıklamaları: bir anda öfkeleniyorum, küfrediyorum. bundan sonra iki saat öfkeli oluyorum. ondan sonra da gerçekten çok utanıyorum.

riske girip girmeme özelliğimiz, ergenlik çağından bize miras.

beyindeki ön loblarımız kişiliğimize ait bileşenleri orkestra şefi gibi yönetiyor. yetişkin olarak kişiliğimizi değiştirmek istiyorsak ön lobların yönetme kabiliyetini kullanarak yeni senaryoları tekrarlamamız gerekiyor.

27 Mayıs 2009

beyin: akıllı ol (be smart)


ntv'nin bilim dergisinin 3 sayısını birden aldım. zaten ilk sayı cylonlar ile ilgili olduğu için beni direk cezbetti. ekinde de beyin ile ilgili belgesel cd verdigi icin 3 sayıyı aldım.

ilk beyin belgeselinin adı akıllı ol. ondan aklımda kalanlar şöyle:

* aha anlarında yani orjinal bir fikir bulduğumuz durumlarda beyinde anlık bir elektriksel sinyal patlaması oluyor. eğer stresten uzak sakin bir durumdaysak bu anlar daha etkili oluyor. yani stres orjinal fikir yakalamayı ve farkedip kullanmayı engelliyor.

* öğrenme beyinde nöronlar arasında yeni bağlantılar kurmak demek. omega3 bu bağlantıların rahat kurulmasını sağlıyor.

* beynimiz hikayeleri ve yolları daha iyi hatırlıyor. o yüzden yol hikayelerine dönüştürülerek öğrenilen bilgiler daha rahat hatırlanıyor.

* bir hareketi vucudumuza yaptırmaya çalışıyoruz ve başarısız oluyoruz diyelim. vücudumuzu hiç oynatmadan sadece hareketi beynimizde bütün ayrıntıları ile tekrar tekrar canlandırmak, hareketi gerçekte denerken yapabilmemizi kolaylaştırıyor. yani hareketi canlandırırken vücut hareket etmese de beynimiz öğreniyor. matrix'te neo'ya kungfuyu ve silah kullanmayı böyle öğretmişlerdi.

* tekrar tekrar tecrübe ettiğimiz olaylarda sezgilerimize güvenebiliriz. mesela bir doktor bir kanıt yok iken bir hastalıktan şüphe edebilir ve hastayı kurtarabilir. bilinçli olarak sezgimizin nedenini tanımlayamasak da sezgimize kulak asmalıyız.

21 Mayıs 2009

Titanik’in son yolcusu

3 ay önce yazılmış olan bu yorum gecikmeli olsa da yavaş yavaşta.

kate winslet titanik filmi ile aklımda yer etmiş bir oyuncuydu benim için ve hiç sevmedim sevemedim. Geçen bir hafta içinde izlediğim iki filmi; revolutionary road ve reader bu konudaki tüm fikrimi değiştirdi. İki filmi de çok beğendim ama özellikle winslet’ın oyunculuğunu beğendim, bende etki bırakan buydu.

Reader’da müthiş bir karakter çizmiş, okumayı bilmediği için utanan ve hayatına bu utanç duygusunun hükmetmesine izin veren, çok güçlü görünen ama bir yanı çocuk kalan, insanları ölüme göndermeyi işini yapmak olarak yorumlayan bir kadın. Hanna adındaki bu kadının ilk sahneden itibaren bakışı, duruşu, çocuğa karşı tavrı, ve de özellikle korktuğundaki gözleri, mutlu olduğundaki titremesini unutamıyorum, filmden kareler aklıma tekrar tekrar geliyor. En çok ta ona gönderilen kasetleri alıp hapishanede dinlemeye başladığı ilk an.

Geleyim diğer filme. Aslında filmde bazı kopukluklar vardı, bütün bir film olamamış izlenimi verdi bana ama aynı the hours filminde Nicole kidman’ın bende bıraktığı duygu gibi bir duygu bıraktı yine winslet. O da sanırım filmde kadın olmayı kadının sorgulayışını görmem. Kendini gerçekleştirememiş bir kadındı bu sefer winslet, ünlü olamamış, istediği işte başarılı olamamış, çocuklarıyla ilgilenmemiş, çok güçlü, eşi evi geçindiren, eşini ezen, ona da kendini iyi hissettirmeyen bir kadındı. Ama bir tutkuya kapılınca etrafına enerji veriyordu. Ancak işler istediği gibi gitmediğinde üzüntüsü ve öfkesi onu ölümüne kadar götürdü, hem riski göze alan, hem de umutsuz bir kadındı. geleceğinden umudu nasıl kestiğini onun gözlerinde gördüm. bu filmde de eşine paris planını anlatırken ki konuşma enerjisi ve herkesle vedalaşma sahnesi beni çok etkiledi, the hours ta ki kidman’ın ölmeye yatmadan önceki anı gibiydi.

Kate winslet hakkındaki fikrim yenilendi, önyargım kırıldı, aldığı ödülleri sonuna kadar hak etmiş başarılı bir karakter oyuncusu olduğunu titanik filmindeki tiplemesini kırarak bana gösterdi. Yanısıra şişirilmiş Scarlet johansson ile karşılaştırma kabul etmeyecek kadar doğal görünümlü ve güzel. Artık hangi filmi gelse giderim.

18 Mayıs 2009

mardin'de suçlu aranıyor

mardin katliamında suçlu aranıyor. adaylar şöyle:
- koruculuk sistemi
- kürtler
- cahillik
- bölgede 30 yıldır süren şiddet koşulları

sorumluluk kimde sorusu ile ilgili aşağıdaki yazılarında kadri gürsel çok güzel cevaplar vermiş:
hadi kürtleri neden kurban seçti 1
hadi kürtleri neden kurban seçti 2
hadi kürtleri neden kurban seçti son

17 Mayıs 2009

hasankeyfe sahip çık

dilekçeyi okuyup hak vermek ve imzalamak iki dakika almıyor. uluslararası bir imza kampanyası söz konusu. bu tür kampanyaların hepsine "türkiye'nin gelişmesini istemeyenlerin oyunu" olarak bakanlar var. ya kardeşim türkiye geliştiğinde bütün canlılığını yitirmiş bir beton ve demir yığınına dönüşecekse gelişmesin. üstelik böyle bir güzelliği yok etmeden de gelişilemez mi?

imza için http://www.hasankeyfesadakat.com/

14 Mayıs 2009

2 dakikada perspektif ve kontrol durumunuzu ölçün

bu bağlantıdaki gtd zekası ölçüm sitesi iki dakika içinde perspektive ve kontrol durumunuzu ölçüyor. tabi ölçüm sonucuna katılmayabilirsiniz :)

güçlü şekilde tavsiye ediyorum. ara ara ölçmek lazım. ne yazık ki site ingilizce.

www.gtdiq.com

2. dalga cumhuriyet mitingleri

birçok çelişkinin, manipülasyonun, belaltı vurmanın zamanındayız. artık hangi çelişkide hangi tarafda yer alacağız ve hatta daha önemlisi hangi çelişkide taraf olmanın bir anlamı vardır sorularına cevap bulmak hiç de kolay değil.

ilk cumhuriyet mitinglerinde "ne darbe ne şeriat" sloganını kullanan türkan saylan konuşturulmadı. bu olay bana ilk mitingleri duzenleyenlerin gerçekten de darbe ortamına zemin hazırlamaya çalışmış olabileceklerini gosteriyor.

ergenekonda türkan saylan'a yapilan muamele gerçekten hepimizi içine alan bir tepki yarattı. çydd'nin sayfasına baktım eğer onlar bu mitinglerin düzenleyicilerinden ise mitinge katılacaktım. ya düzenleyiciler arasına girmediler ya da geçen mitingleri düzenleyenler onların etkin olmasını istemedi ve içlerine almadı.

hem düzenleyenlere güvenim olmadığı için hem de ergenekon karşıtlığının anlamlı bir karşıtlık olmadığını düşündüğüm için ben bu mitinge katılmıyorum. hem ergenekon hem de bir önceki cumhuriyet mitingleri ilgili görüşlerim ise zaten aşağıdaki yazılarda var. burada tekrara düşmeyeyim.

ergenekona karşı olmak ya da olmamak
14 nisan 2007 cumhuriyet migingi

bir yandan da kendime gülüyorum. sanki katılıp katılmamam ve de bunu bu blogta dillendirmem birşey ifade edecekmiş gibi. olsun açıkça savunayım düşüncelerimi ki netleşeyim, açıkça savunayım ki özüm sözüm bir olsun.

12 Mayıs 2009

adalet bakanlığı milletin sırtından kar eder mi?

bugün adli sicil kaydı almaya gittim. başvuruyu yapıp hemen belgeni alıyorsun. yalnız çıkarken bir kuyrukta beklemen gerekiyor: vezne kuyruğu. belge başına 5 tl para alıyorlar. aklımdaki düşünceler:

kişi başı 5 tl alarak bir günde toplanan para, adli sicil belgesini veren bürodaki çalışanların maaşı dahil bütün masrafı karşılar. yani eğer gerçekten kullandığım bu servisin ücretini devlet benden talep ediyorsa bu en fazla 50 kuruş olmalıdır, 5 tl değil. o halde adalet bakanlığı adli sicil kaydı alan kişilerden neyin karşılığı olarak bu parayı alıyor?

yurtta kalmak için bu belgeyi alan öğrenci için, bir süredir işsiz olup asgari ücretle iş bulmuş biri için bu 5 tl büyük bir para değil midir?

adalet bakanlığı niye bu servisten bu kadar kar elde ediyor?

biz vergimizi devletin hizmetini yerine getirmesi için vermiyor muyuz? o halde bizden tekrar niye para isteniyor?

hadi sosyal devleti unuttuk diyelim, adalet bakanlığındaki bu uygulama adalet kavramına ne kadar yakışıyor?