29 Ekim 2009

erkek adam en delikanlı duygu kabızıdır


leyla navaro'nun "bir cadı masalı" kitabından aşağıdaki alıntıyı alıyorum:
erkeklerin sosyalleşmesinde duygu söylemlerinin eksikliği, genelde erkekleri belirli bir-iki duyguyla kısıtlar. acı veren, olumsuz duygular (korku, üzüntü, kaygı, kırgınlık, kıskançlık, vb.) "erkeksi" sayılmaz. bu duygular erkeklere kendilerini özellikle zayıf ve etkilenebilir hissettirdiği için, kadınlara yakıştırılmış duygulardır. haliyle de tanımları konmamış, hele hele erkeklerde yok sayılmıştır. "erkek adam korkmaz, kaygı duymaz!" sonuçta erkeğe izin verilen hemen hemen tek duygu kızgınlık ve öfkedir. bu duygunun dışavurumu da, "erkeksi" olarak tanımlanan saldırganlıktır.

28 Ekim 2009

ağlayacağı yerde gülen, güleceği yerde ağlayan

metin münir, toplumumuzun nasıl ağlayacağı yerde güldüğünü ve güleceği yerde ağladığını güzel anlatmış. çingene çalar, kürt oynar

yapana kadar çok bariz

yazılım (software) dünyasında bir laf var: "yapılacak şey çok bariz, ta ki deneyene kadar" (it is obvious until you try it). sanırım bu cümleyi karmaşık, çok aktörlü, değişken birçok konu için söyleyebiliriz. mesela birçok insan ekonomi için ne yapılması gerektiğini çok net biliyordur, ya da kürt meselesi için ne yapılması gerektiğini...

bu cümle aşağıdaki cümlelerle birbirini destekleyen bir bakışa sahip:
"teoriler ancak gerçeklerle sınanabilir"
"hayat teorilerimizden daha yaratıcıdır"

22 Ekim 2009

iş gücünün üretime katılması

grafiğin kaynağı milliyet'te bu yazı

nüfusun üretim sürecine katılma oranına çok önem veriyorum. yukarıdaki tablo moralimi bozdu. türkiye hem katılım oranı açısından en kötü ülkelerden, hem de katılım oranı en çok azalan ülkelerden. yani ne durum iyi ne de umut var. bir de üstüne üstlük bu veriler kriz başlamadan öncesine ait. bu ne ya.

21 Ekim 2009

çözülmez olan çözülecek mi?

pkk var olmasaydı, kürt problemi şimdiye kadar demokratik yollarla çözülürdü. sonuçta siyasetçiler oy alabilmek için bölge halkının dertlerini çözmeye illaki çalışacaktı. ayrıyeten ölümler olmadığı için türklerde de bu açılımlara tepki daha az olacaktı.

ne yazık ki pkk var oldu. var olmasının koşullarını da en çok 80 darbesi hazırlamadı mı? artık bir tek demokrasinin ilerlemesi ile sorunun çözüleceğini sanmak biraz safça oluyor. bir kere çocuk doğduktan sonra prezervatif takmak o çocuğun varlığını ortadan kaldırmıyor.

her kesimde ölümler ve acılar yürekleri dağladıktan sonra bu sorun çözülmez diyordum. türkiye'de bu büyüklükte ve karmaşıklıkta ve bu kadar çok aktörlü bir sorunu çözebilecek hükümet, tecrübe ve yetenek yok diyordum. kan akacak biz de acı acı izleyeceğiz. bu böyle sürecek diyordum.

şimdi sanki çözülecek gibi bir umut var. ben de umutlanıyorum kan duracak diye. hakkını vermek lazım çözümü abd istediği için çözebileceğiz gibi duruyor. hakkını vermemiz gereken diğer şey de şudur: hükümet elini şimdiye kadar kimsenin yapamadığı kadar büyük taşın altına koyabilmiştir. allahtan bu sorunun çözülmesi abd'nin çıkarları ile uyuşuyor.

insanlar ölülerini bir kenera bırakıp kanı durdurabilecekler mi? bu olacak mı gerçekten?

16 Ekim 2009

ermenistan maçı ve ülkücüler

bursa'daki ermenistan maçı şunu net bir şekilde göstermiştir:

türkiye'de ülkücüler devletin aygıtları tarafından göz yumulmayan herhangi bir eylem yapamazlar.

bundan önceki olayları da bu gözle incelemek lazım