Bu gadget'ta bir hata oluştu

7 Eylül 2007

paris'ten taşıdıklarım

bu gezide japon turist gibiydim (acaba ayrımcılık mı yapmış oluyorum). her şeyin fotoğrafını çekiyordum. ben iyi çektim ama fotoğraflar iyi çıkmadı. herhalde makine sorumlu. şaka bir yana fotoğraf konusunda bir kursa falan gideyim ben.

paris'e gitmeden yanda gördüğünüz "best of paris" kitabını edindik. biraz göz gezdirdik. bu kitap bize çok yardımcı oldu. haritaları, metro haritası, önerileri, yürüyüş yolları, çalışma saati ve adres gibi bilgiler... lonely planet'in yayınları çok başarılı. o kadar başarılı ki turkey kitabını da aldım. türkiye'yi gezerken ondan faydalanacam. eğer çok ayrıntılara ve okumaya meraklıysanız "best of"un yanında o şehir ya da o ülke ile ilgili ayrıntılı kitaplarını da alabilirsiniz.


genel olarak paris deyince:
...insanları sıcak ve yardımcılar (aksini duymuştum halbuki)
...onlarca istiklal caddesi kıvamında caddeler (tabi ki istiklal gibi cılkı çıkmamış)
...onlarca sultanahmet tadında bölge (tabi ki iyi bakılmış ve bozulmamış)
...lezzetli yemekler ve şaraplar
...parklar, açık alanlar
...sahipli köpekler ve kaldırımda köpek dışkıları (sırf köpek dışkısı için belediye torbalar koymuş bazı bölgelere)
...küçük arabalar (10 arabadan 7'si falan küçük araba)
...motorsikletler (her kafenin önünde ona yakın motorsiklet görebilirsiniz)
...binaları, mekanları ve insanlarıyla estetik bir şehir
...zayıf ve bakımlı insanlar (öğleleyin küçük bir sandiviç ya da salata yiyorlar. inanamadım)
...tarih ve ihtişam kokan binalar ve mekanlar
...yürü yürü bitmez güzellikler

metrodan indiğimizde karşımızdaki manzara

cumartesi akşam havaalanına vardık. oradan metroyla otelimize ulaştık. paris metrosuna hayran kalmamak elde değil. hiç başka araç kullanmadan sadece metroyla paris'i dolaşabilirsiniz. la defense bölgesinde olduğu için la defense'teki binalara hayran olma fırsatı bulduk. otele yerleşir yerleşmez champs elysees (şanze lize)'ye gittik. neymiş bir görelim diye. meğer çok geniş bir cadde, çok geniş kaldırımlar, alışveriş mekanları, pahalı ama anlamsız kafelermiş. yani bence öyle görülecek bir yanı yok. zaten orada hiç fotoğraf çekmemişim.

dedemlerin bir keçisi vardı. ben de 5-6 yaşlarındayken sarılıp durur, sırtından inmezdim. ne güzel ki çocukluğumda böyle bir fırstatım olmuş

modern bir sanat eseri

kendimi herkül zannederken

müzenin kendisi bir tarihi eser (tavan)

paris'e gidince bir zorunluluk olarak karşınıza çıkan louvre müzesini dolandık. heykel bahçesine hayran kaldım. onların arasında dolanırken sanki başka bir dünyada, başka bir zamanda ve başka yaratıklarla dolaşıyor gibi hissettim. belki yüzüklerin efendisi ve hayri pıtır etkisidir. fotolardan anlaşılacağı gibi o dünyalara girmeye çalıştık ama almadılar. bir de o kocaman fıransız tablolarına bayıldım.

pazar günü ne yapsak? gidip nehir kenarında otursak. pont neuf'tan bir görüntü. les iles'in bir ucu. les iles sen nehrindeki adalar. notre dame falan bu ada üzerinde. eskiden bölgenin hem dini hem de devlet merkeziymiş. şimdi keyif merkezi.

nehirde botla tur yapsak mı diye düşünüyorduk. bu manzarayı görünce keyifli olmaz böyle, kendimiz dolaşırız zaten dedik.

eh bütün zamanın bilgisayar başında oturarak geçsin, sonra paris'te deli dana gibi yürü. bu hale gelirsin doğal olarak. place des voges'tayız.

kendimizce bir yürüyüş parkurundan dolana dolana place des voges'e geldik. "ma bourgogne"de yedik yemeğimizi. ortam neşeli, yemekler lezzetli idi. ben biraz yanlış bir tercihle steak tartare yedim. soğanlı, baharatlı, şaraplı çiğ kıymamsı birşey. lezzetliydi ama ağırdı. bir tabak dolusu kıyma yediğinizi hayal edin. yanında da sadece patates kızartması var. aslında masada küçük bir tabak meze olarak konsa süper olur. sonrasında place des voges'teki parkta dinlendik. daha doğrusu ayaklarım en ufak yük taşıyamıyordu artık. tekrar yürümeye başlayarak kafamıza göre yollardan "place de la bastille"e geldik. baktık bir film: pariste iki gün. bunu kesin burada izleyelim dedik. bir cafede birkaç bira içtikten sonra filmimizi izledik. meğer filmin yarısı fransızcaymış ve çokta iyi bir film değilmiş. izlemeseniz de olur.

ilk günü anca bitirebildik. diğer günleri böyle ayrıntılı anlatmayayım. fotoğraflarla hızlıca geçeyim.

la defense'te bir bina. bu binanın içinde çok katlı yapı yok. yani içerisinde kedinizi kapalı stadyumda hissediyorsunuz. biz de buralarda fransızlar gibi öğlen yemeği olarak küçük bir sandiviç yedik.

sonra arc de triomphe'e geldik.


arc de triomphe'un tepesinden la defense manzarası. görüldüğü gibi ladefense'teki arc şekilli bina arc de triomphe'a modern bir karşılık.

eiffel yakınlarında bir bina. böyle böyle yapıların arasında dolaşarak geçiyor günler.


notre dame içinde modern bir günah çıkarma mekanı. rahiple inanan birbirlerini görüyorlar. biz de onları görebiliyoruz. bu resimleri gösterirken bir arkadaş safça şunu sordu "aaa hala bu devirde günah çıkaran var mı?"

notre dame'ın içinden bir görüntü

aşağıdan sen nehrinin yanından notre dame'ın yanına bakıyoruz

zamanımızın kaybedeni (loser) olabilir ama belki de zaman üstünün kazananıdır.

kitapta bahsi geçen montmarte'te bir yürüyüş turunu takip ettik. moulin rouge ile başlıyordu. yol üzerinde bir kafede oturduk öylesine. meğer amelie'nin çalıştığı kafeymiş. paris'e yolunuz duşerse bu yürüyüş turunu kesin yapın. aşağıdaki dört foto bu yürüyüşten.

moulin rouge. bu filmi "izi kalmış filmler"e eklemeyi unutmuşum. film bütün benliğimi sarmıştı.

ara sokaktan sacre coeur

montmarte yürüyüşünden

paris'teki tek tepelik mekandayız. buradan bakınca nasıl da beton bir şehir.

bir büyücünün evi olmasın

göstermek istediğim fotoğraf daha çok var ama durdurayım kendimi. daha amsterdam fotoları var. özetle romantizm şehridir diyemem paris'e (belki ben pek romantik olmadığımdan anlayamadım) ama kendine hayran bırakıyor. hepinizin gezmesi dileğiyle..

1 yorum:

yalin dedi ki...

Geziyi dinlemis olmama ragmen, yaziyi da keyifle okudum (imla hatalari haric:) En edebi kisim da "zamanin kaybedeni ama zamanustunun kazanani amca" kismi.