Bu gadget'ta bir hata oluştu

12 Ocak 2009

bir saygı ve hoşgörü meselesi: içki


uzun süreden beri beni rahatsız eden bir konuyu paylaşayım: içki. diyelim üniversiteden mezunlarla buluşacaksınız, hemen birileri alttan ses etmeye başlar "içkili mekan ise biz gelmeyiz". en temel hedefi mezunları kimliğine bakmadan bir araya getirmek olan organizatör de içkisiz mekan ayarlamak durumunda kalır. bu ve benzeri olay çok yerde yaşanır. acayip sinirleniyorum bu olaya. içkili mekan ise biz gelemeyiz diyenleri de bir türlü anlayamıyorum. bu yaptıkları saygısızlıktır. hoşgörü lafını sevmem çünkü birinin diğerini hoş görmesi kendini daha üstün/akıllı görmesi gibi geliyor bana. bu olay hoşgörüsüzlüktür de. hoşgörüyü vurgulama nedenim dini söylemlere çok başvuran çevrelerin hep hoşgörüden bahsediyor olması. hani islam hoşgörü diniydi. başkasının içkisine karışmak ne zamandan beri hoşgörü oldu. içki içilebilen bir mekanda organizasyon yapılırsa insanlara zorla içki mi içiriliyor? tam tersi içkisiz bir mekanda yapılınca insanlara zorla içki içirtilmiyor. içki içenlerin içkisiz mekan olursa ben gelmem diye tutturmamaları kimlerin daha hoşgörülü ve saygılı olduğunu açığa veriyor. ben böyle buluşmalarda bir iki duble rakıyı zevkle içenlerdenim. zaten böyle ortamlarda içki içenlerin neşesi diğerlerine de bulaşır ve muhabbet canlanır. şimdi benim rakı içmem başka birini ne ilgilendirir? başka biri buna nasıl karışabilir? karışma hakkını kendinde nasıl görür? sanırım kul nesimi'nin yüzyıllar önce söyledikleri en kısa ve net cevaptır bu arkadaşlara:

Gah giderim medreseye
Ders okurum hak için
Gah giderim meyhaneye
Dem çekerim kime ne

Sofular haram demişler
Bu aşkın şarabına
Ben doldurur ben içerim
Günah benim kime ne

8 yorum:

oyluuu dedi ki...

ben bu konuda çok çok katıyım, içkisiz mekana gelmem, evet belki bir tarafım ama diğer tarafa çok kızdığım için tarafım. bu ülkede gençler içki içiyor diye öldürülüyor, bu ülkede barlar kapatılıp içkisiz türk yemekleri mekanı haline çevriliyor, bu ülkede kadınlar içki içiyor diye namussuz olarak görülüyor, bunların karşısında durmak gerekir. ben arkadaş buluşmasında, evde, özel bir gecede, bir kutlama ortamında içki olmadığını düşünemiyorum, içkinin tadını, muhabbetini, mezelerini bilmeden yaşamak yaşamak değildir. herkesin şerefine...

yavasyavas dedi ki...

ben bu konuda tam bir saygıdan yanayım. başkasına zarar vermediği sürece herkes herşeyi yapma hakkına sahiptir. açıktır ki birinin içki içmemesinin kimseye zararı yoktur. bunun yanında keyifle içen birini de engelleyecek ortam yaratmak içmeyene zorla içirmekten farksızdır.

yani içmeyene zorla içirtmekle, adabıyla içene zorla içirtmemek arasında bir fark görmüyorum.

EmRe dedi ki...

Icmeyenler, icenleri kisaniyo olabilirler mi? Yoksa neticede kendi inanci, kendi tercihidir icmemek. Icilen bir mekanda icmemek de bir tercihtir ve saygiyla karsilanir. Ancak icilmeyen bir mekanda icmeyi tercih edenlerin tercih hakki olmuyor. Boyle bir durumda birakin hosgorulmeyi, ceza bile vermeye kalkanlar olabilir. Ayrica hosgorenin ustun konumda olusunu dusunmusumdur hep ve beni de cok rahatsiz eder. Hosgormekten cok anlamaya calismayi tercih ederim. Belki o zaman hosgormeye de gerek kalmaz.

yavasyavas dedi ki...

evet emrecim,

ne hoş görülmek istiyoruz ne de
kimsenin hoş görülmesini

diye bir imza kampanyası başlatalım.

Basak dedi ki...

Anlamıyorum ben bu yaklaşımı. Yani "içkili mekana gelmeyiz" deyince niye onlar referans alınıyor da, onların isteğine göre içkisiz yer ayarlanıyor? Kendi adabına, edebine,inancının sağlımlığına güvenen heryerde aynı adamdır. İçkili mekanda içki içmemeyi ve bunun sadece kendi tasarrufu olduğunu, başkalarına kendi kısıtlayıcı kurallarını empoze edemeyeceğini bilir. bu insanlar ne yazıkki koyun sınıfındalar, inançlarının kendilerine has ve kendileriyle sınırlı olduğunu anlayamıyorlar. Herkes kendileri gibi davranmaya mecbur sanıyorlar ve ne acıdır ki şimdi buna prim veren bir hükümet tarafından yönetildiğimiz için azıttıkça azıtıyorlar...

İçkili mekana gitmekle bile temelinin yerle bir olacağını düşünen bu tür insanlar demek ki "kaçak" temeller üzerine inşa etmişler kendilerini: Ne kendine, ne edebine, ne de inancına güvenmiyor, emin değil. İlk provokasyonda, tahrikte çökeceklerini hissediyorlar...
Ben de kendine ve edebine güvenmeyen insandan hiç hazzetmem, etrafımda barındırmam. Varsın gelmesinler o mezunlar yemeğine de... Büyük bir kayıp mı sence?

yavasyavas dedi ki...

kesinlikle kendine, görüşlerine güvenen insanların çevrelerine bu kadar çok baskı kurmayacağına katılıyorum. güzel gözlem. kendine güvenmiyorsan ise çevreni olabildiğince kısıtlamaya çalışırsın. mesela eşlerini evde kitleyip giden insanla bu konuya uç örnek.

"varsın gelmesinler. kayıp mı?" diye sormuşsun. evet kayıp. farklılıkların birbirleriyle iletişimini koparan her türlü şey biraz kayıp.

Basak dedi ki...

son yazdığın vurucuydu. evet haklısın sanırım. Kayıo ama ne yapalım? Uzlaşma her iki tarafın da adım atmasını gerektiri, ben burada duracam, sen bana geleceksin tavrı daha baştan bu kapıyı kapatır.

MG dedi ki...

Omer Hayyam'dan:
Sen içmiyorsan içenleri kınama bari
Bırak aldatmacayı, ikiyüzlülükleri
Şarap içmem diye övünüyorsun ama
Yediğin haltlar yanında şarap nedir ki?

Su yeni donemde bazilarinin yedigi haltlar ortaya cikinca ne guzel oturmus. Baskalarini kendi kaliplarina uymadigi icin elestirip begenmeyenler evrensel insanlik kaliplarina uymayan harekette bulunanlari nasil 'bizden' diye kabullenmeye devam ediyorlar?