28 Kasım 2009

efes şirince

efes kütüphanesi (foto kaynak)

sonunda efes'i görebildik. içeri girerken rehberlerden biri rehber istermisiniz diye sordu. şimdiye kadar her yeri kendi başıma, kitaptan falan okuyarak dolaştığım için hayır biz dolaşırız dedim. tabi 10 dakika içinde anladım bu mekanın rehbersiz dolaşılamayacağını ve geri dönüp bir rehber ile anlaştık. rehberimiz yılmaz bey sayesinde o muhteşem şehirde hayaller kurarak dolaşmaya başladık. belediyede ocağın ateşi yanıyordu. caddelerde yürürken bir törendeydik. esnaf dükkana çağırıyor kendi aralarında da o zamanın tavlasını oynuyordu. patroniçe güzellerini görmeye davet ediyordu bizi. mağazaların arasındaki merdivenlerden evlerine gidiyordu insanlar. romadan gelmiş fermanı duvara yazıyordu birileri. her kenardan heykeller, her duvardan tablolar bize eşlik ediyordu. benim hayatımda gördüğüm en güzel antik şehirdi. insanların ikibin sene önce böyle estetik ve planlı bir şehir kurmuş olmalarına gerçekten şaşırdım. şaşalı dönemlerinde 200binden fazla nüfusu varmış.

efes müzesi de ayrıyeten beni çok şaşırttı. gerçekten çok güzel bir müze. görmeden geçmeyin.

şirince'nin kiliseden görünümü (foto: oylum)

şirince'nin kıvrıla kıvrıla tırmanan bir yolu var. kocaman bir pazarı dağ başına kurmuşlar gibi. dağ ve vadi manzarası, güzel evleri, ara sokakları ve renkli alış veriş ortamı ile görmeye değer bir yer. meyve şarabı ise beni açmadı.

24 Kasım 2009

hanımın çiftliği


çok keyifle izliyorum bu diziyi.
tabi evde televizyon olmadığı için internetten takip ediyoruz.
nedir bu dizide beni çeken?
öncelikle her bölüm sanki bir film gibi çekiliyor.
karakterler çelişkileriyle hem bir dönemi hem de bugünü yansıtıyor.
öyleki aynı bölümde bir kişiye hem acıyorsun, hem kötü belliyorsun, hem sempati duyuyorsun, hem kızıyorsun, hem yanında yer alıyorsun....
karakterler ve oyuncular çok etkileyici
o zaloğlu yok mu
hele gülizar
ya o köylüler
berberi hiç sorma
güllünün abisi
.....
mesela kadınların yaşadığı bu şiddete direnişiyle güllüye sempati duyuyorsun
öte yandan hırsından dolayı uzak kalıyorsun
zaloğlu'nun emeğini taştan çıkarmasıyla başlayan olgunlaşmasına tanıklık ediyoruz
köylüler nasıl? ağalara kızgın, ağalara yalaka, paylaşımdan destekten yana, düşene bir tekme de onlar atar....
beni rahatsız eden şeylerden biri komünist ustabaşının kuruluğu, tek düzeliği, çelişkisizliği
paşazade'den gülümseten bir ifadeyle noktalayayım: "halk hangi partiye oy veriyorsa biz de o partide yerimizi alırız. biz halkçılığı böyle biliriz."

23 Kasım 2009

iyi düşünebilmek


bir sürü kitap var. bir sürü öneri var. bir sürü haber var. "beyninizi geliştirmenin bilmem kaç tane yolu", "21 günde ultra beyin"...

çok basit bir gözlem şunu ortaya koyuyor: iyi düşünebilmek için çok daha önemli başka bir şey var. o da beynimizi boşaltabilmek.

beynimiz ne kadar boş ve ne kadar sakin ise o kadar net, odaklanmış ve açık düşünürüz.

"iyi düşünebilmek için beynimizi geliştirmekten çok onu boşaltmamız gerekiyor"
-david allen
"aslında bal falan çözüm değil, insanın kafası rahat olcak"
-rıza şenyurt (neşeli hayat'ta yılmaz erdoğan karekteri)

10 Kasım 2009

bir başka dünya: kardeş türküler

fotoğrafın kaynağı ve ayrıntılı bilgi burada

geçen pazar ankara'da kardeş türküleri ve bgst dans grubunu izledik. bir konserde hem yunanca, hem türkçe, hem lazca, hem kürtçe, hem ermenice ve hem de arapça türküler dinledik. horon, sırtaki, semah, ilahi, halay, romen havası izledik. onları izlerken başka bir dünyada yaşadığım hissine kapıldım.

sanki halklar kardeş olmuş,
sanki horon, sırtaki, halay birbirine girmiş
sanki ilahi ile semah bir halka olmuş
sanki bir cümle her dilden söylenmiş
sanki barış gelmiş ve gitmemiş
sanki sevgi dansa, dans söze, söz barışa, barış renge, renk aşka gelip durmuş
sanki hem bir olmuş hem ayrı kalmış
sanki ...

9 Kasım 2009

iki dil bir bavul

traji komik bir belgesel
sıcak bir dokunuş
saf ve sade bir gerçeklik
ideolojik olmayan politik anlatım
saf ve duyarlı insanların gösterisi
örnek bir öğretmenin insani çabası
sloganlarla değil insan ile konuşan
bozuk düzende sağlam çark olmaya çalışan
bir eğitim öğretim hikayesi

eğitim camiasına, sloganlarla konuşmak istemeyenlere, memleketimden insan manzaraları meraklılarına tavsiyemdir

not: hikayesi anlatılan köye okul 1974'te yapılmış. okuldan mezun olup şimdiye kadar liseyi bitiren sadece bir kişi var.

2 Kasım 2009

cep telefonu ve kürtler

çok sevdiğim bir arkadaşımla kürt açılımı üzerine tartışıyorduk. söylediği, savunduğu argümanları duyunca çok şaşırdım. yıllarca resmi organlar neyi propaganda etmişse onu söylüyordu. bir de "kürtler türktür, kürtçe diye bir dil de yoktur" deseydi tam olacaktı. şunu farkettim. bu arkadaşım bu meseleye bir cep telefonu alırken harcadığı kadar düşünce emeği ayırmamış. neden mi?

arkadaşım cep telefonu alırken bütün modellere bakar, modellerin teknolojilerini karşılaştırır ve onlar hakkında yorumları okur. ondan sonra da bu özellikleri kullanıp kullanamayacağını, o paraya değip değmeyeceğini araştırır. bu önemli bir kafa emeğidir.

peki kürt meselesinde ne yapmış. farklı yorumlara, önerilere bakmış mı? hayır. bu yorumların gerçekliklerini değerlendirmiş mi? hayır. önerilerin sonucu bizi nereye götürür düşünmüş mü? hayır. bu çatışmanın yaşandığı dünyadaki farklı örnekleri ve bu örneklerin çözümlenmesini araştırmış mı? hayır. ilk sorulması gereken soruyu yani bu olayın insani boyutu nediri sormuş mu? hayır.

işte böyle. ne yazık ki birçok insan bir cep telefonu alırken düşündüğü kadar bu olayı düşünmemiş. devlet, medya aracılığıyla önüne ne koymuşsa inanmış. olay böyleyken bu ne yaman çelişkidir ki, bu problemin çözümüne giden yolu da bu insanların tepkisi tıkamış durumda.

keşke kürt açılımından önce bir iki yıl süren bir türk açılımı yapılsaydı.

metin münir de umudunu yitirmiş: uyanıkken görünen rüyaya ümit derler

ben umudumu yitirmedim. bu hükümet bu problemi olduğu gibi bırakırsa asıl o zaman kaybeder. umarım bunun farkındadırlar.

ateş düştüğü yeri yakıyor