
geçen hafta sinetek gösteriminde "herşeye rağmen" vardı. 1987 yapımı, orhan oğuzun yönettiği bir film. herşeye rağmen: seksenlerden unutulmuş bir yapıt diye tanıtıldı. baya bir ödül almış. ana mesaj açısından bu film ile tapas arasında baya bir benzerlik var. ikisi de başımiza ne gelirse gelsin çevremize sevgiyle sarılmamızı aşılıyor, içimizi ısıta ısıta. aralarında bence şöyle önemli iki fark var: tapas orta sınıf keyifli bir mahalleyi ekrana taşırken herşeye rağmen kenara itilmiş, g
örmediğimiz ya da görmek istemediğimiz insanları taşımış ekrana. bu yüzden de "herşeye rağmen" acının içinden sevgiye tutunan bir film. ikinci fark ise tapas insanın nefsine saygı duyarak ve arzulara anlayış gösterek ekrana yansıtırken, herşeye rağmen nefse uzak durmayı seçmiş. yani biraz nefis terbiyesine olumlu bakılmış. aslında psikolojik olarak normal kalmanın imkani olmayan bir ortamda hayata sevgiyle tutunabilmenin filmi olmuş. başrol oyuncusu gerçekten cok iyiydi. ortama ve karaktere hic bir zaman yabanci degildi. sonuç olarak iyi ki izlemişim.ankara sinema derneğinin her hafta bir film gösterebilmesi gerçekten büyük bir başarı ve bizim için büyük bir şans. ben her hafta gitmeye çalışıyorum.

