ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Ekim 2009
iş gücünün üretime katılması
nüfusun üretim sürecine katılma oranına çok önem veriyorum. yukarıdaki tablo moralimi bozdu. türkiye hem katılım oranı açısından en kötü ülkelerden, hem de katılım oranı en çok azalan ülkelerden. yani ne durum iyi ne de umut var. bir de üstüne üstlük bu veriler kriz başlamadan öncesine ait. bu ne ya.
11 Mart 2009
acep beraber ölsek mi ses çıkar?
acılara tanık olmak için çok uzaklara gitmeye gerek yok. mesela somali'ye, hindistan'a, filistin'e gitmeye gerek yok. hemen gözden uzak yanımıza bakmak yeter. gözle görünen mekanlar hep ışıklı satış yerleri. peki o satılanlar nerede, nasıl üretiliyor? o satılanları kim üretiyor? rasyonel siyaset nedir diyince aklıma ilk gelen insanların birkaç sene tok kalmak için ölmelerine, öldüresiye kullanılmasına izin verilmemesidir. bu koşulların ortadan kaldırılmasıdır. rasyonel siyasetin en önemli ayağı budur. ece temelkuran vurdu gene beni. onun bu haberinde okuyun gözden uzak, ışıltılı dükkanlardan uzak ama o satılan mallara yakın insanları. ne zaman türbanı, ergenekonu, siyasal islamı, cumhuriyeti değil de yanımızdaki acıyı konuşacağız? buna sıra ne zeman gelecek? niye hala gelmedi konuşma vakti?
6 Şubat 2009
insan ihtiyaçları
insan ihtiyaçları üzerine neler yazılmış diye interneti araştırıyordum. gürol ırzık ve ayşe buğra'nın bir çalışmasına denk geldim. aşağıdaki kavramlar ile ilgili güzel bir yazı olmuş: ihtiyaçlar üzerinde diktatörlük, ihtiyaç ve potansiyel ilişkisi, rasyonel insan kavramı, iyi ve kötü ihtiyaç var mıdır...
28 Mart 2008
Inovasyon
"Creative destruction" bir yeniliğin (üründe veya proseste inovasyon) yokettiğinden daha fazla iş sahası açtığını açıklamak için kullanılıyor. Digital kamera sensörlerinin, fotoğraf filmi üreticilerini zor duruma düşürmesine karşın, fotoğraf makinası piyasasını büyütmesi örnek olabilir. Yokolan, rekabet gücünü yitiren şirketler için üzülme, çünkü büyük resimde sorun yok. Devamlı yenilik, heryerde yenilik. "Creative destruction" rekabetçi piyasaların kaçınılmaz bir gerçeği.
Inovasyonla ARGE arasında biraz farklılık olsa da içiçe geçmiş durumdalar. ARGE üniversite ile şirket arasında biryerdeyken, inovasyon daha çok şirket ile müşteri arasında yer alıyor. irçok büyük firmada şirket politikası olmuş. Inovasyon prosesleri var. Muhasebeleri gibi sistematik bir şekilde çalışıyor. Rakiplerinin deliler gibi 'creative' olmaya çalıştıklarının farkındalar. Ve ekonomik düzenin 'destruction' bölümünde çok uzun süreler yer almak istemiyorlar. Yenilik yoksa rekabet gücün de yok.
Türk istatistik kurumu geldi bize inovasyon anketi yaptı. Önceki hafta yerel bir gazetede inovasyon semineri haberi okudum. Gazetelerin ekonomi bölümlerinde inovasyon kelimesi geçer oldu. ARGE kanununa "yenilik" diye girmiş. Anlaşılan o ki devlet tarafından bi inovasyon politikası oluşturulmuş. Yada Avrupa Birliği uyum çalışmaları bunları yaptırıyor. Tam emin olamadım.
Inovasyonla ARGE arasında biraz farklılık olsa da içiçe geçmiş durumdalar. ARGE üniversite ile şirket arasında biryerdeyken, inovasyon daha çok şirket ile müşteri arasında yer alıyor. irçok büyük firmada şirket politikası olmuş. Inovasyon prosesleri var. Muhasebeleri gibi sistematik bir şekilde çalışıyor. Rakiplerinin deliler gibi 'creative' olmaya çalıştıklarının farkındalar. Ve ekonomik düzenin 'destruction' bölümünde çok uzun süreler yer almak istemiyorlar. Yenilik yoksa rekabet gücün de yok.
Türk istatistik kurumu geldi bize inovasyon anketi yaptı. Önceki hafta yerel bir gazetede inovasyon semineri haberi okudum. Gazetelerin ekonomi bölümlerinde inovasyon kelimesi geçer oldu. ARGE kanununa "yenilik" diye girmiş. Anlaşılan o ki devlet tarafından bi inovasyon politikası oluşturulmuş. Yada Avrupa Birliği uyum çalışmaları bunları yaptırıyor. Tam emin olamadım.
1 Şubat 2008
hem sinirleniyorum hem para veriyorum
türk telekom ilk özelleştiğinden beri böyle bir tekeli nasıl olur devlet kendi eliyle özele devreder deyip dururum. telekomda çalışan bir mühendis biz uyarmıştık dedi ama ulaştırma bakanı "rakipsiz olur mu? turkcell falan var." demiş. tabi bu noktadan sonra diyecek birşey yok.
gelelim benim bu tekelden şikayetlerime:
öncelikle internet servisi çok pahallı.
yeni ev için iki hafta önce adsl başvurusunda bulunduk. ttnet arızalarından dolayı hala internete bağlanamadım.
hadi bu iki haftada sorun benden mi kaynaklanıyor türk telekomdan mı diye uğraştığım zamanı ve sinir harbini bir kenera bıraktım diyelim. arayıp ben bu iki hafta ucreti ödemek istemiyorum dediğimde adam diyecek ki "maalesef öyle bir uygulamamız yok". bu durumda hakkını aramak için dava açman lazım ki ben uğraşmam veririm parasını. türk telekom tekel olmasaydı ben derdim ki "tamam beyefendi kapatın benim hattımı ben evrensel telekom'dan açtıracam".
ayrıyeten ttnet sorunları için 444'lu numarayı arıyorum. her aradığımda bütün operatörler dolu olduğu için en az 4 dakika beklemem gerekiyor. eee bu 4 dakikanın ücreti de türk telekoma gidiyor. yani hem geç cevap verdikleri için sinirleniyorum, hem de bu yüzden adamlara daha çok para veriyorum. şaka gibi ya!
gelelim benim bu tekelden şikayetlerime:
öncelikle internet servisi çok pahallı.
yeni ev için iki hafta önce adsl başvurusunda bulunduk. ttnet arızalarından dolayı hala internete bağlanamadım.
hadi bu iki haftada sorun benden mi kaynaklanıyor türk telekomdan mı diye uğraştığım zamanı ve sinir harbini bir kenera bıraktım diyelim. arayıp ben bu iki hafta ucreti ödemek istemiyorum dediğimde adam diyecek ki "maalesef öyle bir uygulamamız yok". bu durumda hakkını aramak için dava açman lazım ki ben uğraşmam veririm parasını. türk telekom tekel olmasaydı ben derdim ki "tamam beyefendi kapatın benim hattımı ben evrensel telekom'dan açtıracam".
ayrıyeten ttnet sorunları için 444'lu numarayı arıyorum. her aradığımda bütün operatörler dolu olduğu için en az 4 dakika beklemem gerekiyor. eee bu 4 dakikanın ücreti de türk telekoma gidiyor. yani hem geç cevap verdikleri için sinirleniyorum, hem de bu yüzden adamlara daha çok para veriyorum. şaka gibi ya!
27 Aralık 2007
akp'nin ekonomi politikası
hükümetin bu güne kadar attığı ekonomik kararlarda hep dikkatimi çeken ortak iki nokta var. biri fakirlere kaynak arttarımı sağlıyor. yalnız bu kaynağı orta sınıftan alıp aktarıyor. ikincisi de çok zenginlerin suyuna gidiyor. yani eskiden zengini zenginleştiren, fakiri de fakirleştiren politikalar vardı. şimdi ise akp zengini zenginleştiriyor, fakiri olduğu gibi tutmaya çalışıyor, orta sınıfı ise fakirleştiriyor.
birilerinin açlıktan ölmesindense herkesin biraz açlık çekmesini yeğlerim. aynı şekilde birilerinin soğuktan ölmesindense herkesin biraz üşümesi tercihimdir. yalnız birileri zenginleşsin diye, bir yerlere faizler aksın diye orta sınıfın tırtıklanması hiç hoş değil. akp'nin bu politikaları herkesi yoksullaştırmaktan başka neye yarar.
"vergi iadesi"nin yerine getirilen "asgari geçim indirimi" uygulaması ortasınıftan fakire aktarmaya bir örnek. haber burada. ayrıyeten bir örnekte memurlara yapılan zamlarda var. orada da genel zam oranına ek olarak düşük gelirliye ek bir artış yapılıyor. zengine hiç bulaşmamasına örnek te türk telekom'un tekel olarak satılabilmesi olabilir. kapitalizmin baş ülkesi olarak geçen amerika'da bile tekellere göz açtırmıyorlar. birçok tekeli parçalıyorlar. yani eğer amerikada olsaydık telekom tekel olarak satılamazdı. parçalanıp öyle satılırdı.
herkesin fakirleşmediği, tersine fakirliğin azaldığı, ortasınıfın da kabardıkça kabardığı günlere diyorum.
birilerinin açlıktan ölmesindense herkesin biraz açlık çekmesini yeğlerim. aynı şekilde birilerinin soğuktan ölmesindense herkesin biraz üşümesi tercihimdir. yalnız birileri zenginleşsin diye, bir yerlere faizler aksın diye orta sınıfın tırtıklanması hiç hoş değil. akp'nin bu politikaları herkesi yoksullaştırmaktan başka neye yarar.
"vergi iadesi"nin yerine getirilen "asgari geçim indirimi" uygulaması ortasınıftan fakire aktarmaya bir örnek. haber burada. ayrıyeten bir örnekte memurlara yapılan zamlarda var. orada da genel zam oranına ek olarak düşük gelirliye ek bir artış yapılıyor. zengine hiç bulaşmamasına örnek te türk telekom'un tekel olarak satılabilmesi olabilir. kapitalizmin baş ülkesi olarak geçen amerika'da bile tekellere göz açtırmıyorlar. birçok tekeli parçalıyorlar. yani eğer amerikada olsaydık telekom tekel olarak satılamazdı. parçalanıp öyle satılırdı.
herkesin fakirleşmediği, tersine fakirliğin azaldığı, ortasınıfın da kabardıkça kabardığı günlere diyorum.
2 Aralık 2007
otomasyon çelişkisi
ekonominin gidişatı ile ilgili genel bir çelişki kafamı kurcalayıp duruyor. otomasyon sayesinde verimlilik gittikçe yükseliyor. robotlar, yazılımlar, entegre sistemler, bilgi sistemleri... gibi birçok gelişmeyle eskiden yüzlerce insanın yapabileceği işi şimdi birkaç kişi yapabiliyor. böylelikle üretim gittikçe daha az insan kaynağı istemekte. aklımdaki temel çelişki şu: dünya nüfusu artıyor ama üretim süreçlerinin insan ihtiyacı azalıyor. böylelikle üretim süreci dışında kalacak insan sayısı artacak. bunun sonu ne olacak?
bu çelişkiye duyduğum cevaplar:
- insanların çoğu servis sektörüne kayacak. bu cevap beni tatmin edemiyor. servis sektöründe birinin çalışması için servis sunabileceği insanlar lazım. verimlilikten dolayı üretim sürecinden daha az sayıda kişi gelir elde edecekse, servis edilecek insan sayısı da azalacaktır. bu durumda servis ihtiyacı ne kadar artabilir?
- verimlilik artışıyla beraber insanların tüketimi de arttığı için üretim sektörünün insan ihtiyacı azalmayacaktır. bu açıklama avrupada 1970lerden sonraki refah ekonomisini açıklıyor gibi. yalnız günümüzde otomasyonun ulaşmaya çalıştığı seviye tüketimin artmasıyla karşılanabilecek gibi durmuyor. ben otomasyon alanında çalıştığım için bu alanın nelere gebe olduğunu sezebiliyorum.
- insanların çoğu çalışmayacak ama onların ihtiyaçları karşılanacak. bu bana pek gerçekçi gelmiyor. ben üretim sürecinin içinde yerini almamış ve orada toplumsallaşamamış kalabalıklardan korkarım.
not: bu çelişki ortadayken, daha az insanın ekonomiye katılımına neden olan kararların alınması da bana ilginç geliyor. mesela emeklilik yaşının yükseltilmesi.
neyse ben kendimi kurtarayım.
bu çelişkiye duyduğum cevaplar:
- insanların çoğu servis sektörüne kayacak. bu cevap beni tatmin edemiyor. servis sektöründe birinin çalışması için servis sunabileceği insanlar lazım. verimlilikten dolayı üretim sürecinden daha az sayıda kişi gelir elde edecekse, servis edilecek insan sayısı da azalacaktır. bu durumda servis ihtiyacı ne kadar artabilir?
- verimlilik artışıyla beraber insanların tüketimi de arttığı için üretim sektörünün insan ihtiyacı azalmayacaktır. bu açıklama avrupada 1970lerden sonraki refah ekonomisini açıklıyor gibi. yalnız günümüzde otomasyonun ulaşmaya çalıştığı seviye tüketimin artmasıyla karşılanabilecek gibi durmuyor. ben otomasyon alanında çalıştığım için bu alanın nelere gebe olduğunu sezebiliyorum.
- insanların çoğu çalışmayacak ama onların ihtiyaçları karşılanacak. bu bana pek gerçekçi gelmiyor. ben üretim sürecinin içinde yerini almamış ve orada toplumsallaşamamış kalabalıklardan korkarım.
not: bu çelişki ortadayken, daha az insanın ekonomiye katılımına neden olan kararların alınması da bana ilginç geliyor. mesela emeklilik yaşının yükseltilmesi.
neyse ben kendimi kurtarayım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)