toplum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
toplum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mayıs 2009

mardin'de suçlu aranıyor

mardin katliamında suçlu aranıyor. adaylar şöyle:
- koruculuk sistemi
- kürtler
- cahillik
- bölgede 30 yıldır süren şiddet koşulları

sorumluluk kimde sorusu ile ilgili aşağıdaki yazılarında kadri gürsel çok güzel cevaplar vermiş:
hadi kürtleri neden kurban seçti 1
hadi kürtleri neden kurban seçti 2
hadi kürtleri neden kurban seçti son

8 Mart 2009

kutuplaşma 25. katta


tarhan erdem iki yıldır kutuplaşma konusunda türkiye'yi uyarıyor. çevremde gördüğüm kadarı ile kutuplaşma çok fazla gündem oluşturmuyor. ben de artan kutuplaşmanın türkiye'nin en önemli meselelerinden biri olduğunu düşünüyorum. tehlikeye örnek olarak da kürt meselesini vereceğim. tarhan erdem bu yazısında kutuplaşmayı aşağıdaki gibi tanımlamış:
“Kutuplaşma” kavramını; kişilerin, siyasetle ilgili olsun ya da olmasın, genel veya yerel herhangi bir konudaki görüşlerinin tamamını siyasal parti tercihleri içinde belirlemeleri” olarak tanımlıyorum.
yani kutuplaşma acayip bir önyargı getiriyor. dolayısı ile olaylar rasyonel değerlerle tartışılmıyor da bizden mi onlardan mı kavramı üzerinden tartışılıyor. kutuplaşmanın yakın zamandaki iki göstergesi ergenekon ve deniz feneridir. ergenekon meselesinde akp'nin karşıtları neredeyse darbecileri, katilleri savunur duruma düşüyorlar. benzer biçimde akp karşıtları "biz baş örtüsüne karşı değiliz türbana karşıyız" gibi saçma sapan bir düşünceyi mantıklı görebiliyorlar yani mantıklari bu kadar körleşebiliyor. akp yandaşları ise bir tek türbana özgürlüğün özgürlükçülük olduğunu savunur hale düştüler, özgürlüğün bir bütün olduğunu unutuverdiler. aynı şekilde akp yanında yer alanlar deniz feneri konusunda sessizlikleri ve olayı alttan alta uydurma diye nitelemeleri ile halkı fena şekilde soymuş dolandırıcıları neredeyse savunur duruma düşüyorlar. akp yandaşlarındaki aynı kör sessizlik hüseyin üzmez olayında da yaşandı. üstelik "biz insanların cinsel yaşantılarının haber yapılmasına karşıyız" gibi akıl almaz bir savunmayla sessiz kaldılar. 14 yaşında bir kız çocuğunun cinsel olarak kullanılmasının, bir yetişkinin cinsel hayatıyla ilgisi nedir? yani akp yandaşlarının da mantığı bu kirli farkı göremeyecek kadar körleşti.

kürt meselesi bence kutuplaşmanın bizlere nasıl zarar verebileceğini gösteren çok güzel bir örnek. kürt meselesinde hem devlet içinden hem de pkk tarafından kutuplaşma körüklendi. kutuplaşmayı körükleyenler şiddetten hem medet umuyorlardı hem de çıkar sağlıyorlardı. bu durumun sonucunda ne oldu: kürtler ve türkler kutuplaştı. kürtler artık atatürk'ten bahsedenlerin ya da "bu ülke bölünmez bütündür, bir bayrağımız vardır" diyenlerin hitler gibi faşist olduğunu düşünmeye başladılar. türkler ise "kürtçeden ve kürt halkından" bahsedenlerin terörist olduğunu düşünmeye başladı. ne oldu bunun sonucunda: askerleri öldüren bir terör örgütü kürtler içinde destek bulabildi. ne oldu bunun sonunda: türkler kürtçenin yasaklanmasına, kürt aydınların ve gazetecilerin öldürülmesine sessiz kaldılar. 30 bin'den fazla insan öldü. kentleri kontrol edilemez hale getiren göçler yaşandı. uzunca bir süre bu konuda iyi niyetle bir çözüm üretmeye çalışanlar hem kürtler tarafından hem de türkler tarafından susturuldu, bastırıldı, siyaset sahnesinden uzaklaştırıldı. kutuplaşma işte böyle birşey.

ne yazık ki gördüğüm kadarıyla hem chp yönetimi hem de akp yönetimi kutuplaşmadan medet umar haldeler. türkiye'de rasyonel siyasetin egemen olmasını isteyenler kutuplaşma meselesini gündemlerine almak zorundalar. öfke filminden bir alıntıyla bitireyim:
toplumlar 50. kattan aşağı düşen adama benzerler. 25. katta herşey yolundadır

6 Şubat 2009

insan ihtiyaçları

insan ihtiyaçları üzerine neler yazılmış diye interneti araştırıyordum. gürol ırzık ve ayşe buğra'nın bir çalışmasına denk geldim. aşağıdaki kavramlar ile ilgili güzel bir yazı olmuş: ihtiyaçlar üzerinde diktatörlük, ihtiyaç ve potansiyel ilişkisi, rasyonel insan kavramı, iyi ve kötü ihtiyaç var mıdır...

20 Ocak 2009

genlerden memlere













bu aralar uyku öncesi kitap olarak richard dawkins'in gen bencildir'i okuyorum. kitap biz canlıların genleri korumak ve çoğaltmak için birer robot makine olduğumuzu ortaya koymaya çalışıyor. çok da güzel bir dille bunu açıklıyor.

peki biz insanlar sadece genlerin çoğalması için bir robot muyuz? işte bu kitap bu noktada da devrimsel bir kavram ortaya atıyor. artık insan kültürünün geldiği nokta biyolojik evrimle açıklanamıyor. kültürümüzde genler gibi kendini çoğaltmak ve kalıcılaştırmak isteyen başka birşey var o da mem. mem, kültür içinde bulunan ve kendini çoğaltabilen yapıtaşlarıdır. evlilik törenleri, annenin rolü, din vb... mem kavramına örnek gösterilebilir. memin genden bağımsız ve genden çok daha başarılı bir çoğalma yeteneği var. buna örnek olarak fikirleri uğruna ölmüş insanların genlerinin yayılmamasına rağmen fikirlerinin nasıl da hızlı yayıldığını görebiliriz. matrix dünyasını memlerin kendilerini biyolojinin kurallarından kurtarması olarak görebiliriz.

daha önce de insanların çok yetenekli hayvanlardan bir farkı var mı yok mu sorusu beni meşgul etmişti. insan eşittir = yetenekli hayvan tanımı beni bir türlü tatmin edemiyordu. yani bana beni açıklamaya yetmiyordu. bu sırada imdadıma adam zeman'ın bilinç kullanım klavuzu yetişti. insan beyninin insan kültürü olmadan tanımlanamayacağını ortaya koydu. yani kendimizi ve kültürümüzü birbirinden ayırarak tanımlayamıyoruz.

daha önceki bir yazımda (bir virüs: cemaatleşme) bilmeden memlere benzer bir mantığı kullanmışım. nart o yazıya yorum olarak meme'lerden bahsetmişti. ancak şimdi bağlantıyı anladım.

gen bencildir kitabında ilk defa tanımlanan ve üzerine bir çok araştırma yapılmış/yapılan mem, kültürün gelişimine oldukça etkileyici bir açıklama getiriyor.

7 Ocak 2009

sadece savaşa karşı olmak


bu fotoğraf nasıl da özetliyor acıyı. söze gerek bırakmıyor. tam tersi boğazında bir düğümle tutuyor çıkabilecek bütün sözleri. bir tek hırıltıya izin veriyor. bir de göz yaşına. nedeni ne olursa olsun hiçbir şey açıklayamaz bu vahşeti. işin korkutucu yanı israil, kendi askerlerini vurabilecek kadar gözü kara saldırıyor.

gelelim bizdeki tepkilere. israilli takım gelmiş basketbol oynayacak. niye onlara saldırıyorsun? onlar mı gidip öldürüyor bu insanları? siyahlar giyip bütün maç boyunca tek kelime ses bırakmasan daha iyi bir protesto olmaz mıydı? israillilere ölüm diye bağırıyorlar. şu otelde israilliler var diye hedef gösteriyorlar. böyle şey olur mu? bugün israilde çocukları hamaslı teröristler tarafından öldürülen analar var. bu analar toplanmış israil saldırılarını kınıyorlar. bu insanlara karşı büyük bir ayıp değil mi bütün israili ve israillileri hedef göstermek.

taraf mı arıyoruz. hamastan ya da israil ordusundan yana mı olmamız gerekiyor. her kime karşı olursa olsun sadece ve sadece savaşa karşı çıkmaktan daha tutarlı bir taraf var mı? israilli çocukları öldüren bombalara da bu resmi yaşatanlara da karşı olmak. sadece savaşa karşı olmak.

6 Ocak 2009

aile içi şiddete son


aile içi şiddet belki bu toplumun en temel, en derin problemlerinden. tabiki bir yanıyla yaşadığımız çatışmaların, yokluğun, yoksulluğun bir sonucu. öte yandan belki de birçok suçun kökenindeki neden aile içi şiddet. ne kadar semptom ne kadar kaynak bilemem ama türkiye'de önemli bir kalabalık çok acı çekiyor onu bilirim.

bu konuda desteklenesi bir proje var: aile içi şiddet acil yardım hattı. şu ana kadar baya bir kişiye yardım edilmiş. ölümden kurtarılanlar olmuş. çocuğunu öldürmekten kurtulanlar olmuş. gerekli bilgileri aşağıdaki bağlantılardan alabilirsiniz. "güldünya" albümünü alınca bu kampanyaya yardım etmiş oluyorsunuz.

güldünya albümü
aile içi şiddet acil yadım hattı başarıları
aile içi şiddete son projesi

10 Kasım 2008

bir hayat bu kadar mı ucuz olur, bir toplum bu kadar mı sapıtır

milliyet'ten "oğlunun linç edildiğini gazetede gördü" haberini okuyorum. ne linç edilen çocuktan haberim var, ne olaydan. böyle bir olay türkiye'yi yerinden oynatmıyorsa ne diyeyim. gazeteler bu linç olayına birinci sayfa haberi demiyorsa ne diyeyim. olay pistir üzeri kapansın deniyorsa ne diyeyim. hükümet bu olayın sorumlularının ceza alması için canla başla çalışmıyorsa ne diyeyim.

kol kırılıp yen içinde kaldıkça, şiddet hakkıyla cezalandırılmadıkça bir gün çok yakınımızda hissedeceğiz bu acıyı. o gün gelmesin. bir hayat yaşadığımız ülkede bu kadar ucuz olmasın.

yaşamdan daha değerli ne olabilir ki?

bir insan hayalleriyle, sevdikleriyle, dostuyla, düşmanıyla beraber öldü gitti. 50 kişi döve döve öldürdü. heryerde kamera var, bu olayın olduğu yerde yok mu güvenlik kamerası falan. bırakın yumruk atmayı olayı görüp de polise haber vermeyen bile ceza almadıkça nasıl engelleriz bu olayları.

29 Haziran 2008

kazım koyuncu - yüksel caddesi

dün akşam 8 gibi yüksel caddesinden geçiyoruz. önce müzik sesi duyduk sonra kazım koyuncu'yu unutmayacağız pankartını gördük. arkasında bir grup (kibele) türkü söylüyor. kazım koyuncu'yu anmaya yakışır biçimde memleketin her yöresinden müzikler vardı. karadeniz tulum ile konuk oldu, güney doğu halaylara karıştı, kafkaslar akordeon ile anıldı... biraz ayakta durduk. sonra kenarda bir çayevine oturduk. ankara'da sıcak bir günde, açık havada, sadece insanlara ait bir mekanda, çayımızı içerken, türkülerini dinleyebildiğimiz insanlar, kazım koyuncuyu hatırlamak ve kalabalık beni çok rahatlattı. anmayı organize edenlere ve emeği geçenlere teşekkür ediyorum. güzel bir kentte yaşıyormuşum gibi hissettim. ankara'da belediye başkanı olsam ilk yapacağım işlerden biri şu olurdu: otobüsleri ve dolmuşları güven parktan çıkarırdım. meşrutiyet ile gima arasını trafiğe kapatırdım. böylelikle kocaman bir bölge sadece insanlara ait olurdu. o zaman ne entkinlikler ne mekanlar kurulurdu.

kazım koyuncu'yu ölümünden önce severek dinlerdim. kardeşim "abi bak böyle bir adam var lazca rock yapıyor" diyerek tanıtmıştı. farklı sesi ve müziği ile etkileyiciydi. yalnız toplumda kalıcı izler bırakmış, her kesim ile güzel ve güçlü ilişkiler kurmuş biri olduğunu bilmiyordum. ölümüyle anladım.

koyverdun gittun beni, allah'ından bulasun
kimse almasun seni yine bana kalasun
sevduğum senun aşkın ciğerlerumi dağlar
hiç mi düşünmedun sen sevduğun böyle ağlar

resmi kazım koyuncu sitesi
vikipedi

sabah ezanı

malum havalar sıcak, cam açık yatıyoruz. geçen sabahın beşinde ezan sesi ile uyandım. uykum bölündü anlayacağınız. şöyle bir önerim var: diyanet işleri sabah namaz vaktinde çalan bir saati ürettirip halka bedava dağıtsın. bu saat radyo sinyali ile alarm çalması gerektiğini falan anlayabilir. bir çok yolu var. sabahları da camilerden ezan okunmasın. bu ülkenin yöneticileri sabah namazına kalkmayan insanların uykusuna saygı gösterir mi dersiniz? olur mu olur.

27 Haziran 2008

kusma isteğim

bu ülkede beni çok mutlu eden şeyler var. mesela yemek lezzeti ve çeşidi muhteşem. yalnız gerçekten de midemi bulandıran şeyler de var. mesela kadınlara sarkıntılık yapmanın, onları taciz etmenin erkeklik olarak algılanması midemi bulandırıyor. bağımsız tek başına hareket eden ya da küçük şehirlerde üniversite öğrencisi olan kadınların orospu olarak görülmesinden tiksiniyorum. böyle şeylerin benim ülkemde yaşanmasından dolayı utanıyorum.
ilgili yazı: bir kadın galata köprüsünde balık tutunca