25 Mart 2009

gökçek ve zaman gazetesinin seçim stratejisi

gökçek'in ve zaman gazetesinin çok net seçim stratejileri var. tabi gökçek'in yöntemleri daha çirkef. yanlız ikisinde de ortak bir yan var: adaya, hizmete, adayın başarısına değil, halkın korkularına seslenmek.

gökçek'in stratejisi şöyle:
- sabah gazetesi ve benzeri şeylerle mansur'a ve karayalçın'a çamur atmak. attığı çamurların da arkasında duramıyor. ben yaptım o cd'yi, ben dağıttım o gazeteyi diyemiyor.
- mansur'a oy verirseniz sol gelir korkusu yaymak. en son olarak bu doğrultuda itici mi itici bir afiş yapıştırdı. kap kara bir zemin üzerine "gökçek gidecek, sol gelecek" yazdırmış. direk korkudan medet umuyor. tabi yine "ben astırdım" diyerek arkasında duramıyor. buna karşın karayalçın particilik yapmayacağını, herkesi kucaklayacağını, görevinin ankara'yı kötü yönetimden kurtarıp bahara kavuşturmak olduğunu vurguluyor. zaten az bir aklı olan kişi şunu görür: ülkenin bu bölünmüşlüğü/kutuplaşmışlığı içinde karayalçın seçilip de particilik yapmaya kalkarsa öyle bir yıkılır ki bir daha siyaset sahnesinde ayağa kalkamaz.
- 15 yıldır yapmadığı işleri hala karayalçın'dan kaldı, chp engelledi, odtü engelledi diye bahanelerle örtmeye çalışmak.

gelelim zaman gazetesinin stratejisine:
- gökçek hakkında yayın yapmamak. çünkü yapılacak iyi bir yayın bulamıyor.
- "sağ bölünürse sol kazanır" görüşünü hakim kılmak.
- verilen oyun belediye başkanı adayına değil siyasi partiye verildiği yanılsaması yaratmak. yani diyorki genel seçim olsa akp'ye vereceksen şimdi de akp'ye vermelisin. yani seçimin yerel seçim olduğunu unutturmaya çalışıyor.
- akp az oy alırsa hükümeti devirecekler korkusu yaymak. diyorki akp ankara'yı kaybederse hükümeti yönetemez diyerek devirmeye kalkacaklar, darbeciler ortalığı karıştıracaklar. bu resmen bir yanıltma, kandırma korkutma, sindirme kampanyasıdır. akp %20 oy oranına düşse bile bu seçim genel seçim değil yerel seçimdir. akp salak mı ki mecliste böylesine çoğunluk durumundayken erken seçime gitsin. üstelik son zamanda ergenekon operasyonu sayesinde çok iyi gelişmeler oldu. darbeciler seslerini çıkaramıyorlar. dolayısı ile ortalığı ciddi bir şekilde karıştıracak organize bir grup yok. yani artık darbe korkusuna oynamak, milleti korku ile zapt etmek gerçeklikle örtüşmüyor ve ayıp oluyor. kaldı ki ne kadar düşerse düşsün akp'nin oyunun %40'ın altına düşmeyeceği görülüyor. hatta %50'yi geçeceğini tahmin edenler var. ayrıyeten bu korkudan etkilenen seçmenin elinde hala gökçek'e oy vermeden durumu kurtaracak bir alternatif var: belediye başkanı olarak karayalçın'a ya da mansur'a oy verir, belediye meclisi için de akp'ye oy verir. böylelikle hem partisine destek olur, hem de gökçekten kurtulur. eee zaman gazetesi bu alternatifi niye gündeme getirmiyorsun?

gökçek için bir delil ortaya koymam gerekmiyor sanırım, onu türkiye tanıyor. zaman gazetesinde dediğim taktiğin izlerini görebileceğiniz bir haber şu: sol karayalçın'da birleşti, sağın bölünmesine oynuyor.

13 Mart 2009

kendimiz devrim olmazsak ne olur?

hayallerin peşinde (revolutionary road) boğulan ilişkilerin, peşinden yürünmeyen hayallerin, çürüyen hayatların filmi.

gençler, saymakla bitmeyen hayalleri var derken çocuklu bir aileye dönüşüyorlar. berbat bir gerginliğin içindeler. adam kadını mutlu edemiyor, kendini erkek hissedemiyor. kadın arayış içinde, istediği yollardan yürüyemiyor. başkasının yürütmesini istiyor. bu gerginliğin içinden bir hayal yaratıyorlar. o hayal turnusol kağıdı gibi gerçekliği ortaya seriyor.

bu film öz çok öz. her bir diyalog binlerce konuşmanın en az cümleye sıkıştırılmış hali. ilişkilerin nasıl boğulduğunu, insanların nasıl yaşamayı seçmek varken tek düze hayatlar içinde öldüklerini, psikolojik sıkıntıları, çürüyüp duran ve insanı da çürüten evlilikleri ve daha birçok şeyi tokat gibi yüzümüze vuruyor. öyle lafı dolandırmıyor. çat çat vuruyor. diyaloglar kadar karelerde öz. bir karede birçok şeyi veriyor. beynim düşüncelerle dolmasa da bilinçaltım resmi aynen koruyor. sonra sonra aha o karede bu da vardı diye çıkıyor o anlar bilincime.

kendimiz devrim olamazsak ne olur? aha da böyle olur. yaşamak bir idare ediş olur. üç-beş senede bir izleyip biz de aynı bataklarda mıyız diye sorgulayacağım bir film.

not: oraya buraya koşturan bir köpekle, "bu ne diyor ya anlamadım" diye sorup duran bir arkadaşla beraber ev ortamında izlemeyin :)

11 Mart 2009

acep beraber ölsek mi ses çıkar?

acılara tanık olmak için çok uzaklara gitmeye gerek yok. mesela somali'ye, hindistan'a, filistin'e gitmeye gerek yok. hemen gözden uzak yanımıza bakmak yeter. gözle görünen mekanlar hep ışıklı satış yerleri. peki o satılanlar nerede, nasıl üretiliyor? o satılanları kim üretiyor? rasyonel siyaset nedir diyince aklıma ilk gelen insanların birkaç sene tok kalmak için ölmelerine, öldüresiye kullanılmasına izin verilmemesidir. bu koşulların ortadan kaldırılmasıdır. rasyonel siyasetin en önemli ayağı budur. ece temelkuran vurdu gene beni. onun bu haberinde okuyun gözden uzak, ışıltılı dükkanlardan uzak ama o satılan mallara yakın insanları. ne zaman türbanı, ergenekonu, siyasal islamı, cumhuriyeti değil de yanımızdaki acıyı konuşacağız? buna sıra ne zeman gelecek? niye hala gelmedi konuşma vakti?

9 Mart 2009

Hindiba Pansiyon

Ankara'ya 2 saat uzaklıkta, Mengen yakınlarında bir yer keşfettik: Hindiba Pansiyon. Çevre muhteşem.. Hizmet (odalar, yemekler vs.) kaliteli, temiz ve ucuz. Sadece orada kalınsa bile, hemen yanından akan suyun sesi eşliğinde çardak keyfi muhteşem.

Şiddetle tavsiye edilir..

bilim ve teknik

bugune kadar kadrolasma konularinda hep sogukkanliligimizi korumamiz gerektigini, yapabileceklerinin bir siniri oldugunu dusunmekteydim. fakat son donemde duyduklarim ve izlediklerimle fena halde endiselenmeye, umudumu kaybetmeye basliyorum..

darwin'i bilim ve teknik'den cikaran zihniyetin bir an önce durdurulmasi gerekiyor!?

dergi'den o tarihte sorumlu çiğdem atakuman'ın açıklamarı burada.

8 Mart 2009

kutuplaşma 25. katta


tarhan erdem iki yıldır kutuplaşma konusunda türkiye'yi uyarıyor. çevremde gördüğüm kadarı ile kutuplaşma çok fazla gündem oluşturmuyor. ben de artan kutuplaşmanın türkiye'nin en önemli meselelerinden biri olduğunu düşünüyorum. tehlikeye örnek olarak da kürt meselesini vereceğim. tarhan erdem bu yazısında kutuplaşmayı aşağıdaki gibi tanımlamış:
“Kutuplaşma” kavramını; kişilerin, siyasetle ilgili olsun ya da olmasın, genel veya yerel herhangi bir konudaki görüşlerinin tamamını siyasal parti tercihleri içinde belirlemeleri” olarak tanımlıyorum.
yani kutuplaşma acayip bir önyargı getiriyor. dolayısı ile olaylar rasyonel değerlerle tartışılmıyor da bizden mi onlardan mı kavramı üzerinden tartışılıyor. kutuplaşmanın yakın zamandaki iki göstergesi ergenekon ve deniz feneridir. ergenekon meselesinde akp'nin karşıtları neredeyse darbecileri, katilleri savunur duruma düşüyorlar. benzer biçimde akp karşıtları "biz baş örtüsüne karşı değiliz türbana karşıyız" gibi saçma sapan bir düşünceyi mantıklı görebiliyorlar yani mantıklari bu kadar körleşebiliyor. akp yandaşları ise bir tek türbana özgürlüğün özgürlükçülük olduğunu savunur hale düştüler, özgürlüğün bir bütün olduğunu unutuverdiler. aynı şekilde akp yanında yer alanlar deniz feneri konusunda sessizlikleri ve olayı alttan alta uydurma diye nitelemeleri ile halkı fena şekilde soymuş dolandırıcıları neredeyse savunur duruma düşüyorlar. akp yandaşlarındaki aynı kör sessizlik hüseyin üzmez olayında da yaşandı. üstelik "biz insanların cinsel yaşantılarının haber yapılmasına karşıyız" gibi akıl almaz bir savunmayla sessiz kaldılar. 14 yaşında bir kız çocuğunun cinsel olarak kullanılmasının, bir yetişkinin cinsel hayatıyla ilgisi nedir? yani akp yandaşlarının da mantığı bu kirli farkı göremeyecek kadar körleşti.

kürt meselesi bence kutuplaşmanın bizlere nasıl zarar verebileceğini gösteren çok güzel bir örnek. kürt meselesinde hem devlet içinden hem de pkk tarafından kutuplaşma körüklendi. kutuplaşmayı körükleyenler şiddetten hem medet umuyorlardı hem de çıkar sağlıyorlardı. bu durumun sonucunda ne oldu: kürtler ve türkler kutuplaştı. kürtler artık atatürk'ten bahsedenlerin ya da "bu ülke bölünmez bütündür, bir bayrağımız vardır" diyenlerin hitler gibi faşist olduğunu düşünmeye başladılar. türkler ise "kürtçeden ve kürt halkından" bahsedenlerin terörist olduğunu düşünmeye başladı. ne oldu bunun sonucunda: askerleri öldüren bir terör örgütü kürtler içinde destek bulabildi. ne oldu bunun sonunda: türkler kürtçenin yasaklanmasına, kürt aydınların ve gazetecilerin öldürülmesine sessiz kaldılar. 30 bin'den fazla insan öldü. kentleri kontrol edilemez hale getiren göçler yaşandı. uzunca bir süre bu konuda iyi niyetle bir çözüm üretmeye çalışanlar hem kürtler tarafından hem de türkler tarafından susturuldu, bastırıldı, siyaset sahnesinden uzaklaştırıldı. kutuplaşma işte böyle birşey.

ne yazık ki gördüğüm kadarıyla hem chp yönetimi hem de akp yönetimi kutuplaşmadan medet umar haldeler. türkiye'de rasyonel siyasetin egemen olmasını isteyenler kutuplaşma meselesini gündemlerine almak zorundalar. öfke filminden bir alıntıyla bitireyim:
toplumlar 50. kattan aşağı düşen adama benzerler. 25. katta herşey yolundadır

4 Mart 2009

sivilceli türkiye

Türkiye anlaması zor bir ülke. Zaten öyleydi, son 5-6 yıl içindeki değişimlerden sonra daha da öyle oldu. Ruhunda bölünmeler, gönlünde fırtınalar yaşayan, özgüveni inip çıkan, nereye gitmek istediğini tam bilmeyen ama bulunduğu yerden de memnun olmayan sivilceli, yeniyetme bir çocuk sanki.
haluk şahin'den bu satırlar çok hoşuma gitti. burada paylaşmadan yapamadım. bugünkü yazısının devamı çok özensiz ve bölük pörçük olsa da başlangıç çok güzel.

3 Mart 2009

baydın artık 6 üstü

arabanın radyosu genelde radyo odtü'de duruyor. müzikler keyifli. yalnız akşamları eve giderken 6 üstü denen bir programa gidiyorum. aylardın içim bunaldı. bir sıkıcı geyik içindeler anlatamam. eğer siz de aynı durumdan şikayetçiseyniz akşam eve dönüş vaktinde radyo hacettepe'yi (87.7) tavsiye ederim. güzel müzik dinliyorsun, üstelik kimse baymıyor.

bu ne güzellik


çöp evde yaşayan üç kardeşten biri. bu ne güzel bir çocuk. ne güzel bakıyor. ilgili haber

rüşvet soruşturması niye izne tabidir

anlayabilmiş değilim. bir yerde rüşvet olduğuna dair iddia var. yalnız rüşveti soruşturmak için bakanlık onayı gerekiyor. böyle denetim mekanizması olur mu? bir suç var olduğu söyleniyorsa niye soruşturmak izne tabi olur ki? her iddiaya vaktimiz mi yok? ön soruşturma, detaylı soruşturma diye iki aşama koyarsın. mantığı nedir bu işin? ilgili haber

1 Mart 2009

opus

çayyolu, konutkent ve yaşamkent civarında mı oturuyorsunuz.
içkinizi güzel bir ortamda yudumlamak için her seferinde kalkıp kızılay'a ya da tunalı'ya mı gidiyorsunuz.
artık eve yakın güzel bir ortam var: opus.

ilk defa evime yakın bir barda içki içmekten keyif aldım. teşekkürler opus. teşekkürler etem.